Meşrutiyetler, Fikir Akımları ve Siyasal Dönüşüm (1876-1918)
Meşrutiyetler, Fikir Akımları ve Siyasal Dönüşüm (1876-1918)
XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX. yüzyılın başları, Osmanlı Devleti’nde siyasal yapının, yönetim anlayışının ve devlet-toplum ilişkisinin en hızlı değiştiği dönemlerden biridir. Bu süreçte Osmanlı Devleti bir yandan dağılmayı önlemeye çalışırken, diğer yandan da yönetim biçimini yeniden tanımlamak zorunda kalmıştır. Bu yüzden meşrutiyetler sadece “anayasa ilanı” ya da “meclis açılması” olarak görülmemelidir. Meşrutiyetler, Osmanlı Devleti’nin mutlak monarşi anlayışından anayasal düzene geçme çabasını, temsil fikrini, kamuoyu oluşumunu ve modern siyasal düşüncenin gelişimini yansıtan çok yönlü bir dönüşüm sürecidir.
Bu dönemde ortaya çıkan fikir akımları da sadece entelektüel tartışmalar değildir. Bunlar, Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan kurtarmak için geliştirilen siyasal projelerdir. Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık ve adem-i merkeziyetçilik gibi akımlar, devletin yaşadığı askerî, siyasi, toplumsal ve ekonomik krizlere farklı çözüm önerileri sunmuştur. Dolayısıyla meşrutiyetler ile fikir akımları birlikte değerlendirilmelidir. Çünkü anayasal gelişmeler ile düşünsel arayışlar aynı tarihî zeminde ortaya çıkmıştır.
Meşrutiyet Öncesi Osmanlı Devleti’nde Siyasal Değişim İhtiyacı
Osmanlı Devleti’nde meşrutiyet düşüncesi bir anda ortaya çıkmamıştır. Tanzimat ve Islahat Fermanları ile devlet otoritesinin hukuki sınırlar içine alınması fikri gelişmiş, merkezî idarenin yeniden düzenlenmesi için önemli adımlar atılmıştır. Ancak bu düzenlemeler, devleti içinde bulunduğu krizden tamamen çıkaramamıştır.
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti şu temel sorunlarla karşı karşıyaydı:
- Milliyetçilik akımının etkisiyle azınlık isyanlarının artması
- Avrupa devletlerinin Osmanlı iç işlerine daha fazla müdahale etmesi
- Mali krizin derinleşmesi
- Bürokrasi içinde yeni bir aydın kuşağın yetişmesi
- Basının gelişmesi ve kamuoyu oluşumunun hızlanması
- Mutlak yönetimin çözüm üretmekte yetersiz kaldığı düşüncesinin güçlenmesi
Bu koşullar altında Osmanlı aydınları ve bürokratları, devletin yalnızca idarî reformlarla değil, siyasal yapıda değişimle de ayakta kalabileceğini düşünmeye başladılar. Böylece anayasal düzen, meclis ve temsil fikri daha güçlü şekilde gündeme geldi.
🟦 Not: Meşrutiyet düşüncesi, Tanzimat’ın devamı niteliğindedir. Tanzimat nasıl hukukî düzen arayışını başlattıysa, meşrutiyet de siyasal temsil ve anayasal yönetim arayışını güçlendirmiştir.
Genç Osmanlılar ve Meşrutiyet Fikrinin Doğuşu
Meşrutiyet düşüncesinin gelişmesinde Genç Osmanlılar önemli rol oynamıştır. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi gibi isimlerin yer aldığı bu aydın çevre, Osmanlı Devleti’nin ancak halkın yönetime katıldığı, hukukun üstünlüğünün güçlendiği ve padişah yetkilerinin anayasa ile sınırlandığı bir sistemle toparlanabileceğini savunmuştur.
Genç Osmanlıların düşüncelerinde şu kavramlar öne çıkar:
- Hürriyet
- Kanun hâkimiyeti
- Meclis
- Vatan
- Millet
- Kamuoyu
- Sorumlu yönetim
Bu aydınlar tamamen Batı tarzı bir yönetim kopyası istemiyordu. Daha çok Osmanlı gelenekleri ile modern anayasal yönetimi uzlaştırmaya çalışıyorlardı. Bu yüzden hem İslamî referansları hem de Avrupa’daki anayasal monarşi örneklerini birlikte kullanmışlardır.
Namık Kemal’in yazıları ve tiyatroları, Ziya Paşa’nın siyasî eleştirileri ve basın faaliyetleri, Osmanlı toplumunda siyasal bilinçlenmenin artmasında etkili olmuştur. Böylece meşrutiyet fikri sadece saray çevresinde değil, aydın ve bürokrat çevrelerde de meşruiyet kazanmaya başlamıştır.
I. Meşrutiyet’e Giden Süreç
1870’li yıllar Osmanlı Devleti için çok kritik bir dönemdir. Bu yıllarda:
- Mali kriz ağırlaşmış
- Dış borçlar artmış
- Balkan bunalımı derinleşmiş
- Bosna-Hersek ve Bulgaristan meseleleri büyümüş
- Avrupa devletlerinin baskısı artmıştır
Bu ortamda devletin mutlak yönetim anlayışı ile ayakta kalamayacağı düşüncesi güçlenmiştir. Bir yandan bürokratlar ve aydınlar anayasal düzen talep ederken, diğer yandan Avrupa devletleri de Osmanlı’dan reform beklentisi içindeydi. Bunun üzerine II. Abdülhamid tahta çıktıktan sonra anayasal yönetime geçiş süreci hızlandı.
Kanun-ı Esasi ve I. Meşrutiyet’in İlanı (1876)
1876’da Kanun-ı Esasi ilan edilerek Osmanlı Devleti’nde I. Meşrutiyet dönemi başladı. Kanun-ı Esasi, Osmanlı Devleti’nin ilk anayasasıdır. Bu belgeyle birlikte padişahın yanında meclisli bir yönetim düzeni kurulmuş oldu.
Kanun-ı Esasi’nin getirdiği başlıca düzenlemeler şunlardır:
- Osmanlı Devleti anayasal monarşi anlayışına geçti
- Meclis-i Umumi açıldı
- Bu meclis, Ayan Meclisi ve Mebusan Meclisi olmak üzere iki kanatlı yapıya sahip oldu
- Osmanlı vatandaşlığı kavramı güçlendirildi
- Bazı temel haklar anayasal güvence altına alındı
- Basın, eğitim ve yargı ile ilgili bazı düzenlemeler yapıldı
Ancak Kanun-ı Esasi tam anlamıyla demokratik bir anayasa değildi. Çünkü padişahın yetkileri hâlâ çok genişti. Padişah:
- Meclisi açma ve kapatma yetkisine sahipti
- Hükûmeti belirleyebiliyordu
- Sürgün yetkisini kullanabiliyordu
- Devlet yönetiminde belirleyici konumunu koruyordu
Bu durum, I. Meşrutiyet’in anayasal bir başlangıç olmakla birlikte tam anlamıyla parlamenter bir sistem oluşturmadığını gösterir.
🟦 Not: Kanun-ı Esasi, Osmanlı tarihinin ilk anayasasıdır; ancak padişahın yetkilerini bütünüyle sınırlayan bir belge değildir. Bu yönüyle geçiş niteliği taşır.
I. Meşrutiyet’in Kısa Sürmesinin Nedenleri
I. Meşrutiyet uzun ömürlü olmadı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, yani 93 Harbi, Osmanlı Devleti’ni çok zor durumda bıraktı. Savaşın yarattığı ortamda II. Abdülhamid, meclisin devlete yeterince katkı sağlamadığını ve olağanüstü şartların merkeziyetçi yönetimi zorunlu kıldığını ileri sürerek 1878’de meclisi kapattı.
I. Meşrutiyet’in kısa sürmesinde etkili olan başlıca nedenler şunlardır:
- 93 Harbi’nin oluşturduğu ağır kriz
- Parlamenter kültürün henüz yerleşmemiş olması
- Etnik ve bölgesel çıkarların meclise yansıması
- Padişah ile meclis arasında güçlü bir denge kurulamaması
- Devletin savaş ortamında merkeziyetçi eğilime yönelmesi
Böylece I. Meşrutiyet sona ermiş, ancak anayasal yönetim düşüncesi tamamen ortadan kalkmamıştır. Tam tersine, ileride daha güçlü şekilde geri dönecek bir siyasi birikim oluşmuştur.
🟧 Uyarı: I. Meşrutiyet’in sona ermesi, anayasal düşüncenin bittiği anlamına gelmez. Bu dönem kısa sürmüş olsa da Osmanlı siyasal tarihinde meclis, anayasa ve temsil fikrini kalıcı biçimde gündeme taşımıştır.
II. Abdülhamid Dönemi ve İstibdat Tartışmaları
1878’den 1908’e kadar uzanan dönem çoğu zaman II. Abdülhamid’in merkeziyetçi yönetimiyle anılır. Bu dönemde padişah, devlet otoritesini korumak için sıkı bir denetim mekanizması kurmuştur. Basın üzerinde kontrol artmış, muhalefet sınırlandırılmış ve meclis kapalı tutulmuştur.
Ancak bu dönemi sadece baskı ile açıklamak eksik olur. Çünkü II. Abdülhamid döneminde:
- Eğitim kurumları yaygınlaştırılmış
- Haberleşme ve ulaşım altyapısı geliştirilmiş
- Bürokrasi güçlendirilmiş
- Devletin idarî denetimi artırılmış
- Panislamizm siyasetiyle Müslüman unsurlar bir arada tutulmaya çalışılmıştır
Dolayısıyla bu dönem, bir yandan merkezîleşmenin güçlendiği, diğer yandan anayasal taleplerin bastırıldığı; fakat modern bürokrasinin ve yeni aydın kuşağının gelişmeye devam ettiği bir dönemdir.
Jön Türkler ve II. Meşrutiyet’e Giden Yol
II. Abdülhamid yönetimine karşı gelişen muhalefetin en önemli unsuru Jön Türkler olmuştur. Jön Türkler, farklı çevrelerden gelen ama genel olarak anayasanın yeniden yürürlüğe girmesini ve meclisin açılmasını isteyen muhalif bir hareketti. Bu hareket zamanla özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti etrafında örgütlendi.
Jön Türklerin temel talepleri şunlardı:
- Kanun-ı Esasi’nin yeniden yürürlüğe girmesi
- Meclisin açılması
- Yönetimde keyfiliğin sona ermesi
- Devletin anayasal düzenle güçlendirilmesi
- Dağılmanın meşruti yönetimle önlenmesi
1908’de Makedonya merkezli gelişmeler ve İttihat ve Terakki’nin baskısıyla II. Abdülhamid, Kanun-ı Esasi’yi yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı. Böylece II. Meşrutiyet ilan edildi.
II. Meşrutiyet’in İlanı (1908) ve Siyasal Sonuçları
II. Meşrutiyet’in ilanı, Osmanlı siyasal hayatında büyük bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu dönemde anayasal düzen yeniden yürürlüğe girmiş, meclis açılmış ve siyasal hayat çok daha hareketli hâle gelmiştir.
II. Meşrutiyet’in başlıca sonuçları şunlardır:
- Mebusan Meclisi yeniden açıldı
- Basın hayatı canlandı
- Siyasal tartışmalar genişledi
- Dernekleşme ve parti faaliyetleri arttı
- Seçim ve temsil anlayışı güç kazandı
- Muhalefet daha görünür hâle geldi
Bu dönemde çok partili hayat denemeleri de yaşandı. İttihat ve Terakki en güçlü siyasî örgüt hâline gelirken, ona karşı farklı muhalif oluşumlar da ortaya çıktı. MEB programında bu süreç, demokratikleşme yolunda atılan önemli adımlar ve çok partili hayata geçiş denemeleri olarak değerlendirilir. :contentReference[oaicite:1]{index=1}
31 Mart Olayı ve Siyasal Düzenin Sertleşmesi
II. Meşrutiyet’in hemen ardından yaşanan en önemli krizlerden biri 31 Mart Olayıdır. 1909’da çıkan bu ayaklanma, meşrutiyet düzenine, reformlara ve yeni siyasal ortama karşı gelişen tepkileri yansıtır. Olayın bastırılması için Hareket Ordusu İstanbul’a geldi ve ayaklanma bastırıldı. Sonrasında II. Abdülhamid tahttan indirildi, yerine V. Mehmed Reşad geçirildi.
Bu olayın sonuçları önemlidir:
- İttihat ve Terakki’nin siyasetteki etkisi arttı
- Merkeziyetçi ve kontrolcü siyaset güç kazandı
- Meşrutiyetin korunması için daha sert yöntemler benimsendi
- Anayasal düzende bazı değişiklikler yapılarak padişahın yetkileri kısmen daraltıldı
Böylece II. Meşrutiyet, başlangıçtaki özgürlük havasından giderek daha örgütlü ve daha denetimli bir siyasal yapıya yöneldi.
🟧 Uyarı: II. Meşrutiyet dönemi yalnızca özgürlük ve çoğulculuk dönemi değildir. Aynı zamanda darbeler, ayaklanmalar, parti çatışmaları ve savaşların gölgesinde şekillenen çalkantılı bir dönemdir.
Osmanlı Devleti’ni Kurtarma Düşüncesi ve Fikir Akımları
XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başında Osmanlı aydınları ve devlet adamları, imparatorluğun dağılmasını önlemek için farklı fikir akımları geliştirdiler. MEB ve OGM kaynaklarında bu başlık çoğunlukla Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık ve yer yer adem-i merkeziyetçilik çerçevesinde ele alınır. :contentReference[oaicite:2]{index=2}
Osmanlıcılık
Osmanlıcılık, din, dil ve millet farkı gözetmeden bütün tebaanın eşit vatandaşlık temelinde “Osmanlı milleti” kimliği etrafında birleşmesini amaçlar. Tanzimat, Islahat ve I. Meşrutiyet’in düşünsel zemininde bu akım oldukça etkilidir.
Osmanlıcılığın temel hedefleri:
- Azınlık isyanlarını durdurmak
- İmparatorluğu ortak vatandaşlık bağıyla ayakta tutmak
- Eşitlik ilkesini güçlendirmek
- Merkezî devleti meşruiyet temelinde korumak
Ancak Balkan ulusçuluğunun yükselmesi ve gayrimüslim toplulukların ayrılıkçı hareketleri nedeniyle Osmanlıcılık zamanla etkisini yitirdi.
İslamcılık
İslamcılık ya da Panislamizm, özellikle II. Abdülhamid döneminde öne çıkmıştır. Bu akıma göre Osmanlı Devleti, Müslüman toplulukları halife etrafında birleştirerek dağılmayı önleyebilirdi.
İslamcılığın öne çıkan yönleri:
- Halifelik kurumuna vurgu yapılması
- Müslüman tebaanın birlik içinde tutulmak istenmesi
- Batı emperyalizmine karşı İslam dayanışması fikrinin geliştirilmesi
- Siyasi bütünlüğün din ortaklığıyla korunmaya çalışılması
Bu akım, Müslüman unsurlar üzerinde bir ölçüde etkili olsa da gayrimüslim toplulukları kapsamadığı için imparatorluğun bütününü bir arada tutmakta yetersiz kaldı.
Türkçülük
Türkçülük, özellikle II. Meşrutiyet döneminde daha belirgin hâle gelmiştir. Osmanlıcılığın ve İslamcılığın imparatorluğu kurtarmakta yeterli olmadığı düşünülünce, Türk unsurunun siyasal ve kültürel merkez hâline getirilmesi fikri güç kazanmıştır.
Türkçülüğün temel özellikleri:
- Türk kimliği ve diline vurgu yapılması
- Kültürel birliğin güçlendirilmek istenmesi
- Devleti kurucu unsur olan Türkler etrafında yeniden toparlama düşüncesi
- Millî bilinç ve modern ulus fikrinin gelişmesi
Ziya Gökalp gibi isimler bu akımın düşünsel çerçevesini geliştirmiştir. Türkçülük, ileride Millî Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti’nin düşünsel zemininde de etkili olacaktır.
Batıcılık
Batıcılık, Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunun Batı’nın bilim, teknik, hukuk ve yönetim anlayışını benimsemekten geçtiğini savunur. Bu akım, yalnızca teknolojik değil, kurumsal ve toplumsal dönüşümün de gerekli olduğunu ileri sürer.
Batıcılığın savunduğu başlıca noktalar:
- Çağdaş eğitim kurumlarının yaygınlaştırılması
- Hukuk ve yönetimde modernleşme
- Bilimsel düşüncenin güçlendirilmesi
- Toplumun çağın gereklerine göre yenilenmesi
Batıcılık özellikle aydın çevrelerde etkili olmuş, ancak geleneksel yapılarla çatıştığı için toplumun her kesiminde aynı ölçüde benimsenmemiştir.
Adem-i Merkeziyetçilik
Prens Sabahaddin’in savunduğu bu düşünce, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini ve bireysel girişimin desteklenmesini öne çıkarır. Osmanlı Devleti’nin aşırı merkezî yapısının sorun ürettiğini savunan bu görüş, daha liberal ve yerinden yönetimci bir anlayış taşır.
Ancak Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde merkezî otoriteyi zayıflatacağı düşüncesiyle geniş kabul görmemiştir.
🟦 Not: Bu fikir akımlarının ortak amacı Osmanlı Devleti’ni kurtarmaktı. Farkları, kurtuluşun hangi toplumsal ve siyasal temele dayanması gerektiği konusundaydı.
II. Meşrutiyet Döneminde Siyasi Partiler ve Çok Partili Hayat Denemeleri
II. Meşrutiyet Dönemi, Osmanlı tarihinde çok partili hayat denemelerinin görüldüğü ilk dönemdir. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu dönemde en etkili örgüt olarak öne çıkarken, Hürriyet ve İtilaf Fırkası gibi muhalif partiler de siyasal hayatta yer aldı.
Bu süreçte:
- Seçim kültürü gelişmeye başladı
- Meclis tartışmaları yoğunlaştı
- Basın ve kamuoyu siyasetin önemli unsuru hâline geldi
- Hükûmetler ve cemiyetler arasında rekabet yaşandı
Ancak savaşlar, darbeler, ayaklanmalar ve dış baskılar nedeniyle istikrarlı bir demokratik sistem kurulamadı. Yine de bu dönem, temsil, seçim, parti ve muhalefet kültürünün tarihsel köklerini oluşturması bakımından çok önemlidir.
İttihat ve Terakki’nin Yükselişi ve Siyasal Dönüşüm
II. Meşrutiyet’ten sonra İttihat ve Terakki giderek daha belirleyici bir güç hâline geldi. Başlangıçta anayasal düzeni savunan bir cemiyet olarak ortaya çıkan İttihat ve Terakki, zamanla devlet yönetiminde daha etkili ve zaman zaman otoriter bir çizgiye yöneldi.
Özellikle 1913 Babıali Baskını sonrasında iktidar üzerindeki etkisi iyice arttı. Bu dönemde:
- Merkeziyetçilik güçlendi
- Ordu-siyaset ilişkisi daha yoğun hâle geldi
- Devletin ideolojik yönelimi daha belirginleşti
- Türkçülük siyaseti güç kazandı
- Savaş şartları siyasal özgürlükleri daralttı
Dolayısıyla II. Meşrutiyet, anayasal ve çoğulcu bir başlangıç yapmasına rağmen, ilerleyen yıllarda savaş koşullarının ve iktidar mücadelesinin etkisiyle daha sert bir siyasal yapıya dönüştü.
Meşrutiyetler ve Osmanlı’da Demokratikleşme Meselesi
Osmanlı Devleti’nde meşrutiyet deneyimleri modern demokratikleşme sürecinin ilk önemli adımlarıdır. Ancak bu süreci günümüz demokrasisiyle aynı ölçülerle değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü Osmanlı Devleti bu dönemde aynı anda hem siyasal dönüşüm yaşamış hem de toprak kayıpları, ekonomik krizler ve büyük savaşlarla mücadele etmiştir.
Meşrutiyetlerin demokratikleşme açısından önemi şunlardır:
- Anayasa fikrinin yerleşmesi
- Meclis deneyiminin başlaması
- Seçim uygulamalarının görülmesi
- Basın ve kamuoyunun gelişmesi
- Siyasal partilerin ortaya çıkması
- Yönetimin meşruiyetinin tartışılmaya başlanması
Fakat bu süreçte:
- Padişah ve bürokrasi etkisi devam etmiştir
- Askerî müdahaleler siyasette etkili olmuştur
- Savaşlar siyasal hayatı sertleştirmiştir
- Temsil sistemi sınırlı kalmıştır
Bu nedenle meşrutiyetler, tamamlanmış demokrasi değil; demokratikleşmeye giden yolda tarihî bir geçiş evresi olarak değerlendirilmelidir.
1918’e Gelinirken Siyasal Miras
I. Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Devleti ağır bir yenilgi almış ve Mondros Mütarekesi ile fiilen parçalanma sürecine girmiştir. Ancak 1876’dan 1918’e kadar yaşanan anayasal, siyasal ve düşünsel birikim boşa gitmemiştir. Bu dönem, Millî Mücadele kadrolarının yetiştiği, anayasa ve meclis fikrinin toplumsal hafızada yer ettiği, modern siyasal kavramların kökleştiği bir dönem olmuştur.
Osmanlı Devleti’nin son yıllarında edinilen şu tecrübeler, sonraki dönemi doğrudan etkilemiştir:
- Meclisli yönetim düşüncesi
- Temsil ve egemenlik tartışmaları
- Vatandaşlık ve millet kavramlarının dönüşümü
- Siyasal parti ve muhalefet tecrübesi
- Basının siyasetteki rolü
- Fikir akımları üzerinden devlet ve toplum tasavvuru geliştirme çabası
Bu yönüyle meşrutiyetler ve fikir akımları, sadece Osmanlı’nın son dönemini anlamak için değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal köklerini anlamak için de çok önemlidir.
Konunun Özünü Toparlayalım
1876-1918 arası dönem, Osmanlı Devleti’nin anayasal yönetime geçme, halkı yönetime kısmen dâhil etme ve devleti fikir projeleriyle kurtarma arayışının yoğunlaştığı dönemdir. I. Meşrutiyet ile anayasa ve meclis fikri ilk kez resmîleşmiş, II. Meşrutiyet ile siyasal hayat çok daha canlı hâle gelmiştir. Bu süreçte Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık ve adem-i merkeziyetçilik gibi fikir akımları, imparatorluğun dağılmasını önlemek için farklı çözümler sunmuştur.
Ancak milliyetçilik, dış baskılar, ekonomik sorunlar ve savaşlar nedeniyle bu arayışlar devleti kurtarmaya yetmemiştir. Buna rağmen meşrutiyetler ve fikir akımları, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan siyasal modernleşme çizgisinin en önemli halkalarından biridir.
Kronoloji
- 1865 – Genç Osmanlılar hareketi şekillenmeye başladı.
- 1876 – Kanun-ı Esasi ilan edildi.
- 1876 – I. Meşrutiyet ilan edildi.
- 1877 – İlk Osmanlı Mebusan Meclisi açıldı.
- 1877-1878 – 93 Harbi yaşandı.
- 1878 – II. Abdülhamid meclisi kapattı; I. Meşrutiyet sona erdi.
- 1889 – İttihad-ı Osmanî Cemiyeti kuruldu; daha sonra İttihat ve Terakki adını aldı.
- 1908 – II. Meşrutiyet ilan edildi.
- 1908 – Mebusan Meclisi yeniden açıldı.
- 1909 – 31 Mart Olayı yaşandı.
- 1909 – II. Abdülhamid tahttan indirildi.
- 1911 – Hürriyet ve İtilaf Fırkası kuruldu.
- 1912 – Sopalı Seçimler yapıldı.
- 1913 – Babıali Baskını gerçekleşti.
- 1913’ten sonra – İttihat ve Terakki yönetimde belirleyici hâle geldi.
- 1914-1918 – I. Dünya Savaşı sürecinde siyasal hayat savaş şartlarının etkisi altında şekillendi.
- 1918 – Mondros Mütarekesi imzalandı.
Bu Konuyu Ne Kadar Öğrendin?
Konuyu okuduysan şimdi 5 soruluk mini testle kendini dene.
