Kategoriye Dön

Dağılma Sürecinde Osmanlı Dış Politikası ve Savaşlar (1800-1922)

Şark Meselesi, milliyetçilik etkisi, Balkan savaşları ve imparatorluğun sona giden süreci.

Orta

Zorluk

30 dk

Süre

Orta

Dağılma Sürecinde Osmanlı Dış Politikası ve Savaşlar (1800-1922)

Kronoloji şeridi
  1. 1828

    1828-1829: Osmanlı-Rus savaşı ve sınır baskısı.

  2. 1853

    1853-1856: Kırım Savaşı.

  3. 1877

    1877-1878: 93 Harbi.

  4. 1912

    1912-1913: Balkan Savaşları.

  5. 1914

    1914-1918: I. Dünya Savaşı.

  6. 1918

    1918: Mondros Mütarekesi.

  7. 1922

    1922: Saltanatın kaldırılması.

Dağılma Sürecinde Osmanlı Dış Politikası ve Savaşlar (1800-1922)

  1. yüzyıl ve 20. yüzyıl başında Osmanlı dış politikası, devletin toprak bütünlüğünü koruma ve uluslararası sistemde varlığını sürdürme mücadelesine dönüştü. Milliyetçilik hareketleri, büyük güç rekabeti ve ardışık savaşlar imparatorluğun manevra alanını daralttı. Bu süreçte diplomasi, savaş ve iç reform birbirinden ayrılmaz hale geldi.

📖 Dağılma Sürecinde Osmanlı Dış Politikası ve Savaşlar (1800–1922)

🟦 Not: Bu konu, Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar izlediği dış politikayı, büyük devletlerle ilişkilerini, toprak kayıplarını ve devletin varlığını korumak için verdiği mücadeleyi kapsadı. Konu, YKS tarih açısından özellikle denge politikası, Şark Meselesi, milliyetçilik hareketleri, Rusya tehdidi, Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve Mondros sonrası gelişmeler ile birlikte ele alındı.

🟧 Uyarı: Bu başlık yalnızca savaşların kronolojik sıralanmasından ibaret değildi. Asıl önemli nokta, Osmanlı Devleti’nin neden sürekli savunmada kaldığı, büyük devletlerin Osmanlı toprakları üzerindeki hedeflerinin ne olduğu ve her savaşın devletin dağılma sürecini nasıl hızlandırdığıydı.

I. DAĞILMA SÜRECİNDE OSMANLI DIŞ POLİTİKASININ GENEL ÖZELLİKLERİ yüzyıla girildiğinde Osmanlı Devleti eski askeri üstünlüğünü kaybetti. Avrupa’da Sanayi İnkılabı gerçekleşti, üretim arttı, silah teknolojisi gelişti, ulaşım ve haberleşme hızlandı. Osmanlı Devleti ise bu dönüşümü aynı hızla takip edemedi. Bu nedenle Avrupa devletleri karşısındaki askeri ve ekonomik gücü zayıfladı. Güç dengesi Osmanlı aleyhine değişti.

Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin dış politikadaki temel amacı yeni topraklar kazanmak olmadı. Devlet artık genişlemek yerine elindeki toprakları korumaya çalıştı. Bunun sebebi, hem iç isyanların artması hem de Avrupa devletlerinin Osmanlı toprakları üzerinde planlar yapmasıydı. Bu nedenle dış politika saldırgan değil, savunmacı bir karakter taşıdı.

Osmanlı Devleti dış politikada özellikle üç ana sorunun baskısı altında kaldı:

Avrupa devletlerinin Osmanlı topraklarını paylaşmak istemesi, Balkanlardaki ulusların bağımsızlık istemesi, Rusya’nın Boğazlar ve sıcak denizler üzerindeki hedefleri.

Bu şartlar altında Osmanlı Devleti, tek başına ayakta kalamayacağını gördü. Bunun üzerine büyük devletler arasındaki çıkar çatışmalarından yararlanma yoluna gitti. Bu anlayışa denge politikası adı verildi.

Denge Politikası

Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda çoğu zaman bir Avrupa devletine karşı başka bir Avrupa devletinin desteğini aldı. Amaç, büyük devletlerden birinin Osmanlı üzerindeki baskısını diğer devletlerin yardımıyla sınırlamaktı. Bu politikanın temelinde güç değil zorunluluk vardı. Çünkü Osmanlı Devleti kendi gücüyle her tehdidi bertaraf edecek durumda değildi.

Rusya, Osmanlı için en tehlikeli devletlerden biri oldu. Rusya hem Balkanlardaki Slav toplulukları koruma iddiasında bulundu hem de Boğazlar üzerinden Akdeniz’e inmek istedi. İngiltere ise Rusya’nın Akdeniz’e inmesini kendi sömürge yolları açısından tehlikeli gördü. Bu nedenle bir süre Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü destekledi. Fransa da bazı dönemlerde İngiltere ile benzer biçimde Rusya’nın aşırı güçlenmesini istemedi. Osmanlı Devleti bu çıkar çatışmasını kullanarak varlığını sürdürmeye çalıştı.

Ancak denge politikası kalıcı bir çözüm getirmedi. Çünkü Avrupa devletleri Osmanlı’yı gerçekten güçlendirmek istemedi. Sadece kendi çıkarları gerektirdiği ölçüde destek verdi. Bu yüzden Osmanlı Devleti bir devlete yaklaşırken başka bir devletin baskısıyla karşılaştı. Sonuç olarak denge politikası, devletin yıkılışını geciktirdi fakat dağılmayı durduramadı.

🟦 Not: Denge politikası, Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemin değil, zayıfladığı dönemin dış politika yöntemiydi.

II. ŞARK MESELESİ VE AVRUPA DEVLETLERİNİN OSMANLI ÜZERİNDEKİ HEDEFLERİ

Osmanlı Devleti zayıfladıkça Avrupa diplomasisinde “Şark Meselesi” adı verilen sorun ön plana çıktı. Şark Meselesi, genel anlamıyla Osmanlı Devleti’nin topraklarının ve mirasının Avrupa devletleri arasında nasıl paylaşılacağı sorunu oldu. Bu mesele yalnızca toprak paylaşımı anlamına gelmedi; aynı zamanda Osmanlı’nın iç işlerine müdahale edilmesi, azınlıkların siyasi araç olarak kullanılması ve Boğazlar meselesi gibi başlıkları da içerdi.

Rusya’nın Hedefleri

Rusya’nın Osmanlı üzerindeki hedefleri oldukça açıktı. Rusya Karadeniz’den Akdeniz’e inmek istedi. Bunun için Boğazlar üzerinde etkili olmak zorundaydı. Ayrıca Balkanlardaki Ortodoks toplulukları himaye ederek Osmanlı’nın iç işlerine karışma fırsatı buldu. Rusya, kendisini Slav ve Ortodoks halkların koruyucusu olarak gösterdi. Bu politika sayesinde hem Balkanlar’da nüfuz kazandı hem de Osmanlı Devleti’ni içeriden zayıflattı.

İngiltere’nin Hedefleri

İngiltere, özellikle Hindistan yolu açısından Osmanlı topraklarının önemini gördü. Rusya’nın Akdeniz’e ve Boğazlara hakim olması, İngiltere’nin sömürge yollarını tehdit edecekti. Bu nedenle İngiltere, uzun süre Osmanlı Devleti’nin tamamen çökmesini istemedi. Ancak bu destek ilkesel değildi; İngiltere kendi çıkarını korumak için Osmanlı’nın yaşamasını uygun gördü. Nitekim çıkar dengesi değiştiğinde İngiltere’nin Osmanlı’ya yaklaşımı da değişti.

Fransa’nın Hedefleri

Fransa, Akdeniz ve Kuzey Afrika bölgesinde etkili olmak istedi. Mısır meselesi ve daha sonra Tunus üzerindeki faaliyetleri bu hedefin sonucuydu. Fransa da zaman zaman Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü destekledi, zaman zaman ise Osmanlı aleyhine yayılmacı siyaset izledi.

Avusturya’nın Hedefleri

Avusturya, Balkanlar’daki gelişmeleri yakından takip etti. Çünkü Balkanlardaki milliyetçilik hareketleri kendi topraklarındaki çok uluslu yapıyı da etkileyebilirdi. Bu nedenle Avusturya bir yandan Rusya’nın Balkanlar’da aşırı güçlenmesini istemedi, diğer yandan Osmanlı’nın çok güçsüz kalmasından da çekindi.

🟧 Uyarı: Avrupa devletleri Osmanlı hakkında farklı politikalara sahip görünse de ortak nokta vardı: Hiçbiri Osmanlı’nın yeniden güçlü bir imparatorluk haline gelmesini istemedi.

III. 1800–1839 ARASINDA OSMANLI DIŞ POLİTİKASININ DÖNÜM NOKTALARI yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti hem içeride hem dışarıda ciddi sorunlarla karşılaştı. Sırp İsyanı ve Yunan İsyanı gibi milliyetçi hareketler merkezi otoriteyi sarstı. Aynı dönemde Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa da merkeze karşı güç kazandı. Bu gelişmeler, Osmanlı Devleti’nin yalnızca dışarıdan değil içeriden de parçalanma tehdidi altında olduğunu gösterdi. Sırp İsyanı ve Yunan İsyanı’nın Dış Politikaya Etkisi

Sırp İsyanı, Fransız İhtilali’nin yaydığı milliyetçilik fikrinin Osmanlı’daki ilk büyük yansımalarından biri oldu. Bu isyan, Osmanlı yönetimine şunu gösterdi: Avrupa’daki yeni siyasal fikirler artık imparatorluğun iç yapısını doğrudan etkiliyordu. Yunan İsyanı ise daha büyük sonuç doğurdu. Avrupa kamuoyu Yunanları destekledi. Çünkü Avrupalılar Yunanları hem Hristiyan kimlikleri hem de Antik Yunan mirası nedeniyle kendilerine yakın gördü. Bu durum Osmanlı Devleti’ni diplomatik açıdan yalnız bıraktı.

Yunan isyanının büyümesi karşısında Osmanlı Devleti Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanın bastırılmasında önemli rol oynadı; fakat bunun karşılığında toprak ve yetki talep etti. Bu durum yeni bir iç sorun yarattı.

Navarin Olayı ve Edirne Antlaşması

İngiltere, Fransa ve Rusya, Yunan sorununu bahane ederek Osmanlı’ya baskı yaptı. Osmanlı Devleti bu baskıya boyun eğmedi. Bunun üzerine üç devletin donanmaları 1827’de Navarin’de Osmanlı-Mısır donanmasını yaktı. Bu olay, Osmanlı donanmasının büyük ölçüde yok olmasına neden oldu. Deniz gücü zayıflayan Osmanlı Devleti Rusya karşısında daha da savunmasız kaldı.

1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Edirne Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla Yunanistan bağımsız oldu. Böylece Osmanlı Devleti’nde bir millet ilk kez isyan sonucu bağımsızlığını kazandı. Bu gelişme, diğer Balkan uluslarına örnek oldu ve milliyetçilik hareketlerini hızlandırdı.

🟦 Not: Yunanistan’ın bağımsızlığı, Osmanlı Devleti açısından yalnızca bir toprak kaybı değildi. Bu olay, çok uluslu devlet yapısının çözülme sürecini açık biçimde ortaya koydu.

IV. MEHMET ALİ PAŞA SORUNU VE BOĞAZLAR MESELESİ

Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mısır’da güçlü bir yönetim kurdu. Yunan İsyanı sırasında Osmanlı Devleti’ne yardım etti, fakat beklediği ödülü alamadı. Bunun üzerine Osmanlı Devleti ile karşı karşıya geldi. Mehmet Ali Paşa’nın amacı yalnızca Mısır’da güçlü kalmak değildi; Suriye ve çevresini de kontrol ederek yarı bağımsız bir hanedanlık kurmak istedi. Bu amaç merkezî otorite için büyük tehditti.

Osmanlı Devleti Mehmet Ali Paşa karşısında başarılı olamadı. Bunun üzerine Rusya’dan yardım istedi. Rusya bu fırsatı değerlendirerek Osmanlı’ya destek verdi. Yardımın karşılığında 1833’te Hünkar İskelesi Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, bir saldırı durumunda Çanakkale Boğazı’nı Rusya’nın çıkarları doğrultusunda kapatmayı kabul etti.

Bu durum İngiltere ve Fransa’yı rahatsız etti. Çünkü Rusya’nın Boğazlar üzerinde nüfuz kazanması Avrupa dengelerini bozdu. Böylece Boğazlar meselesi uluslararası bir sorun haline geldi. 1841’de Londra Boğazlar Sözleşmesi imzalandı ve Boğazlar’ın statüsü uluslararası kurallara bağlandı. Osmanlı Devleti kendi boğazları üzerindeki mutlak egemenliğini sınırlamak zorunda kaldı.

Bu gelişmelerin anlamı açıktı: Osmanlı Devleti bir iç sorununu çözmek için dış destek aldı, fakat bunun bedeli egemenlik alanının daralması oldu.

🟧 Uyarı: Mehmet Ali Paşa sorunu, Osmanlı Devleti’nin merkezî otoritesinin zayıfladığını ve büyük devletlerin Osmanlı’nın iç sorunlarına doğrudan karışabildiğini gösterdi.

V. KIRIM SAVAŞI (1853–1856)

Kırım Savaşı, Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıldaki en önemli diplomatik ve askeri olaylarından biri oldu. Bu savaşta Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa’nın desteğini aldı. Savaşın görünen nedeni kutsal yerler sorunu oldu; fakat asıl mesele Rusya’nın Osmanlı üzerindeki baskısı ve Boğazlar üzerinden Akdeniz’e inme hedefiydi.

Savaşın Nedenleri

Rusya, Osmanlı Devleti’ndeki Ortodoksların koruyuculuğunu üstlenmek istedi. Bu talep kabul edilirse Osmanlı Devleti iç işlerinde büyük bir bağımsızlık kaybına uğrayacaktı. Çünkü Rusya istediği her anda “Ortodoksları koruma” bahanesiyle Osmanlı’ya müdahale edebilecekti.

Rusya’nın amacı yalnızca dini koruyuculuk değildi. Esas hedef, Osmanlı Devleti’ni siyasi olarak baskı altına almak ve Boğazlar üzerinde avantaj elde etmekti. İngiltere ve Fransa ise Rusya’nın bu kadar güçlenmesini istemedi. Çünkü Rusya’nın Karadeniz ve Akdeniz hattında güç kazanması Avrupa dengelerini değiştirecekti.

Savaşın Gidişi

Rusya’nın Osmanlı’ya baskı yapması üzerine savaş başladı. İngiltere ve Fransa, Osmanlı yanında savaşa katıldı. Savaş esas olarak Kırım yarımadasında yoğunlaştı. Rusya ciddi kayıplar verdi.

Sonuçları

1856’da Paris Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti Avrupa devleti sayıldı ve Avrupa devletler hukukundan yararlanma hakkı elde etti. Karadeniz tarafsız hale getirildi; Rusya ve Osmanlı bu denizde savaş gemisi bulunduramayacaktı.

Bu gelişme ilk bakışta Osmanlı lehine görünse de savaşın önemli bir olumsuz sonucu vardı: Osmanlı Devleti ilk kez dış borç aldı. Savaş giderleri devlet bütçesini zorladı. Böylece ekonomik bağımlılık dönemi başladı. Sonraki yıllarda dış borçlar arttı ve mali yapı bozuldu.

🟦 Not: Kırım Savaşı askeri açıdan Osmanlı lehine sonuç verdi, fakat ekonomik açıdan uzun vadeli zarar doğurdu.

🟧 Uyarı: “Osmanlı Avrupa devleti sayıldı” ifadesi, Osmanlı’nın Avrupa tarafından eşit bir ortak kabul edildiği anlamına gelmedi. Bu durum daha çok Avrupa diplomasisine dahil edilmesi anlamı taşıdı.

VI. 1877–1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI (93 HARBİ)

93 Harbi, Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde en yıkıcı savaşlardan biri oldu. Savaşın temelinde Balkan uluslarının bağımsızlık istekleri, Rusya’nın Slavları koruma iddiası ve Osmanlı Devleti’nin iç sorunlarının büyümesi yer aldı.

Savaşa Giden Süreç

Balkanlar’da milliyetçilik hızla yayıldı. Sırplar, Karadağlılar, Bulgarlar ve diğer topluluklar bağımsızlık ya da özerklik taleplerini artırdı. Rusya bu hareketleri destekledi. Çünkü Slav topluluklar üzerinde nüfuz kurmak Rusya’nın Balkan siyasetinin temeliydi.

Osmanlı Devleti iç karışıklıklar ve mali sorunlarla uğraşırken Balkan isyanlarını bastırmakta zorlandı. Avrupa kamuoyu da çoğu zaman Osmanlı karşıtı tavır aldı. Rusya bu ortamı kullanarak Osmanlı’ya savaş açtı.

Savaşın Gidişi

Rus orduları hem Balkanlar’dan hem Kafkasya’dan ilerledi. Osmanlı savunması yetersiz kaldı. Plevne’de Gazi Osman Paşa önemli direniş gösterdi; fakat genel savaş tablosunu değiştiremedi. Rus ordusu İstanbul yakınlarına kadar geldi. Bu durum Osmanlı Devleti’ni barış istemeye zorladı.

Ayastefanos Antlaşması

1878’de imzalanan Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı için çok ağır hükümler içerdi. En dikkat çekici madde, büyük bir Bulgaristan kurulmasıydı. Bu Bulgaristan devleti fiilen Rusya’nın nüfuz alanı haline gelecekti. Böylece Rusya Balkanlar’da çok büyük güç kazanacaktı.

Rusya’nın bu kadar güçlenmesi İngiltere ve Avusturya başta olmak üzere diğer Avrupa devletlerini rahatsız etti. Çünkü Balkanlar’ın Rus etkisine girmesi Avrupa dengelerini bozuyordu.

Berlin Antlaşması

Bunun üzerine Berlin’de uluslararası bir kongre toplandı. Berlin Antlaşması ile Ayastefanos hükümleri değiştirildi. Bulgaristan küçültüldü. Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız oldu. Bosna-Hersek Avusturya’ya bırakıldı. Kıbrıs yönetimi İngiltere’ye geçti.

Bu gelişmeler Osmanlı Devleti açısından ağır sonuçlar doğurdu. Devlet Balkanlar’daki hakimiyetini büyük ölçüde kaybetti. Ayrıca büyük devletler Osmanlı toprakları üzerinde daha açık müdahale hakkı kazandı. Berlin Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin sadece toprak kaybettiği bir metin olmadı; aynı zamanda uluslararası baskının kurumsallaştığı bir dönüm noktası oldu.

🟦 Not: 93 Harbi sonrası yaşanan göçler Anadolu’nun demografik yapısını etkiledi. Balkanlardan çok sayıda Türk ve Müslüman Anadolu’ya geldi.

🟧 Uyarı: Berlin Antlaşması, bazı devletler için denge sağladı; fakat Osmanlı Devleti için dağılmayı hızlandırdı.

VII. TRABLUSGARP SAVAŞI (1911–1912) yüzyıl başlarında sömürgecilik yarışı hız kazandı. İtalya siyasi birliğini geç tamamladığı için sömürge edinme konusunda diğer Avrupa devletlerinin gerisinde kaldı. İtalya bu açığı kapatmak istedi. Kuzey Afrika’da Osmanlı’ya ait olan Trablusgarp, İtalya için uygun bir hedef haline geldi. İtalya’nın Amaçları

İtalya’nın amacı Akdeniz’de sömürge sahibi olmak, uluslararası prestij kazanmak ve ekonomik çıkar elde etmekti. Trablusgarp coğrafi olarak İtalya’ya yakındı. Ayrıca Osmanlı Devleti bölgeyi güçlü biçimde savunabilecek durumda değildi. Donanması zayıftı ve karadan bağlantı kurulması zordu. Bu yüzden İtalya saldırı için uygun şartların oluştuğunu düşündü.

Osmanlı Devleti’nin Durumu

Osmanlı Devleti Trablusgarp’a düzenli ordu ve donanma sevk edemedi. Çünkü Mısır İngiliz kontrolü altındaydı ve kara bağlantısı yoktu. Donanma da İtalyan donanmasıyla rekabet edecek güçte değildi. Buna rağmen Osmanlı subayları bölgeye gizlice giderek yerel halkı direnişe yönlendirdi. Mustafa Kemal, Enver Bey ve bazı genç subaylar burada önemli görev aldı.

Savaşın Sonuçları

Savaş uzarken Balkanlar’da yeni bir tehlike ortaya çıktı. Osmanlı Devleti aynı anda iki cephede savaşamayacağını gördü. Bunun üzerine 1912’de Uşi Antlaşması imzalandı. Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakıldı. On İki Ada geçici olarak İtalya’ya verildi; ancak bu adalar daha sonra geri alınamadı.

Bu savaş Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son toprağını kaybetmesine yol açtı. Ayrıca donanma yetersizliğinin ne kadar ciddi sonuç doğurduğunu açık biçimde gösterdi. Genç subaylar için ise bu savaş askeri tecrübe kazandıkları bir alan oldu.

🟦 Not: Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal’in sömürgeci bir devlete karşı ilk fiili mücadelesi oldu.

VIII. BALKAN SAVAŞLARI (1912–1913)

Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti’nin Avrupa kıtasındaki varlığını büyük ölçüde sona erdirdi. Bu savaşların arkasında milliyetçilik, Rusya’nın Balkan siyaseti, Osmanlı’nın Trablusgarp’ta meşgul olması ve Balkan devletlerinin Osmanlı’ya karşı ortak hareket etmesi vardı.

I. Balkan Savaşı’nın Nedenleri

Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ Osmanlı Devleti’ne karşı ittifak kurdu. Bu devletlerin ortak amacı Osmanlı’nın Balkan topraklarını paylaşmaktı. Rusya, Balkan devletlerini bir araya getirerek Osmanlı’yı bölgede daha da zayıflatmak istedi. Osmanlı Devleti ise hem siyasi çekişmeler hem de askeri hazırlıksızlık nedeniyle bu tehdidi ciddiyetle karşılayamadı.

I. Balkan Savaşı’nın Sonuçları

Osmanlı ordusu kısa sürede geri çekildi. Edirne, Yanya ve Selanik gibi önemli merkezler kaybedildi. Midye-Enez çizgisinin batısındaki topraklar elden çıktı. Bu gelişme Osmanlı Devleti için askeri yenilginin ötesinde büyük prestij kaybı anlamına geldi.

Savaşın bir başka önemli sonucu göç hareketi oldu. Balkanlar’daki Türk ve Müslüman nüfus Anadolu’ya doğru büyük göç dalgası başlattı. Bu durum hem insani trajedi doğurdu hem de Anadolu’daki sosyal ve ekonomik yapıyı etkiledi.

II. Balkan Savaşı

I. Balkan Savaşı’ndan sonra Balkan devletleri ele geçirdikleri toprakları paylaşma konusunda anlaşamadı. Özellikle Bulgaristan daha fazla pay istedi. Bunun üzerine eski müttefikler birbirine savaş açtı. Osmanlı Devleti bu fırsatı değerlendirdi ve Edirne ile Kırklareli’ni geri aldı.

Balkan Savaşları’nın Genel Sonuçları

Balkan Savaşları sonunda Osmanlı Devleti Avrupa’da yalnızca Doğu Trakya’yı elinde tuttu. Selanik gibi önemli bir şehir kaybedildi. Bu savaşlar, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki yüzyıllar süren hakimiyetini fiilen sona erdirdi. Aynı zamanda İttihat ve Terakki yönetiminin güçlenmesine yol açtı. Çünkü yenilginin ardından devlet yönetiminde daha merkeziyetçi ve sert politikalar benimsendi.

🟧 Uyarı: YKS’de Balkan Savaşları sorulurken yalnızca toprak kaybı değil, “göç”, “milliyetçilik”, “ordu-siyaset ilişkisi” ve “İttihat ve Terakki’nin güç kazanması” gibi sonuçlara da dikkat edildi.

IX. I. DÜNYA SAVAŞI’NDA OSMANLI DIŞ POLİTİKASI

Osmanlı Devleti Balkan Savaşları’ndan sonra çok yıprandı. Ancak devlet yöneticileri yeni bir büyük savaşın yaklaşmakta olduğunu gördü. Bu ortamda yalnız kalmamak için ittifak arayışına girdi. İngiltere, Fransa ve Rusya Osmanlı’ya güvenmedi ya da onu yük olarak gördü. Almanya ise Osmanlı’yı kendi yanında görmek istedi.

Osmanlı’nın Almanya’ya Yakınlaşmasının Nedenleri

Osmanlı yöneticileri Almanya’nın askeri gücüne güvendi. Alman ordusunun disiplinli yapısı ve kısa sürede zafer kazanacağı düşüncesi etkili oldu. Ayrıca Almanya’nın Osmanlı toprakları üzerinde İngiltere ve Rusya kadar doğrudan sömürgeci baskı kurmayacağı düşünüldü. İttihat ve Terakki liderleri, Almanya ile ittifakın kaybedilen toprakların geri alınmasını sağlayabileceğini umdu.

Savaşa Giriş

Osmanlı Devleti başlangıçta resmen tarafsız görünmeye çalıştı. Ancak Alman Goeben ve Breslau gemilerinin Osmanlı’ya sığınması ve daha sonra Karadeniz’de Rus limanlarını bombalamasıyla fiilen savaşa girdi. Böylece Osmanlı Devleti İttifak Devletleri yanında yer aldı.

Savaşta Amaçlar

Osmanlı Devleti savaşa girerken birkaç hedef güttü:

Son dönemde kaybedilen toprakların bir kısmını geri almak, Kapitülasyonlardan kurtulmak, Rusya’ya karşı Kafkasya’da ilerlemek, İngiltere’ye karşı sömürgelerdeki Müslümanları harekete geçirmek.

Ancak bu hedeflerin çoğu gerçekleşmedi. Çünkü devletin ekonomik ve askeri gücü sınırlıydı. Savaş çok cepheli hale geldi ve kaynaklar hızla tükendi.

Osmanlı Cepheleri

Kafkas Cephesi açıldı çünkü Osmanlı Devleti Rusya’ya karşı saldırıya geçti. Amaç Kars, Ardahan ve Batum’u geri almak, hatta Orta Asya Türkleriyle bağlantı kurmaktı. Ancak Sarıkamış Harekâtı ağır yenilgiyle sonuçlandı. Sert kış şartları, lojistik yetersizlik ve kötü planlama büyük kayıplara yol açtı.

Kanal Cephesi açıldı çünkü Osmanlı Devleti Süveyş Kanalı’nı ele geçirerek İngiltere’nin Hindistan yolu üzerindeki bağlantısını kesmek istedi. Bu hedef stratejik açıdan anlamlıydı; fakat coğrafi şartlar, ikmal zorlukları ve İngiliz savunması nedeniyle başarı sağlanamadı.

Çanakkale Cephesi açıldı çünkü İtilaf Devletleri Boğazları geçerek İstanbul’u ele geçirmek ve Rusya’ya yardım ulaştırmak istedi. Osmanlı savunması başarılı oldu. Çanakkale Zaferi, savaşın en parlak Osmanlı başarısı oldu. İstanbul kurtuldu, Rusya’ya yardım ulaştırılamadı ve savaş uzadı.

Irak Cephesi İngiltere’nin petrol bölgelerini ve Basra Körfezi’ni kontrol etmek istemesi nedeniyle önem kazandı. Osmanlı kuvvetleri başlangıçta Kutülamare’de başarı elde etti; ancak uzun vadede bölge kaybedildi.

Suriye-Filistin Cephesi Osmanlı için savunma niteliği taşıdı. İngiliz ilerleyişi ve Arap isyanı bu cephede Osmanlı’yı zor durumda bıraktı. Sonunda Suriye ve Filistin elden çıktı.

Hicaz-Yemen Cephesi de Osmanlı’yı yıprattı. Özellikle Arap isyanı, Osmanlı’nın güney bölgelerindeki hakimiyetini sarstı.

Savaşın Sonuçları

İttifak Devletleri yenildi. Osmanlı Devleti de savaştan yenik çıktı. 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmanın maddeleri son derece ağırdı. İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit eden bir durum gördüklerinde istedikleri yeri işgal edebilecekti. Boğazlar denetim altına alındı. Ordular terhis edildi. Ulaşım ve haberleşme hatları denetim altına girdi.

Mondros, hukuken ateşkes metniydi; fakat fiilen teslimiyet belgesi gibi sonuç doğurdu. Çünkü antlaşma, Osmanlı Devleti’nin savunma imkanlarını ortadan kaldırdı ve Anadolu’yu işgale açık hale getirdi.

🟦 Not: Çanakkale Cephesi Osmanlı açısından savunma başarısı sağladı; ancak genel savaşın sonucunu değiştiremedi.

🟧 Uyarı: I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı yalnızca dış düşmanlarla savaşmadı; ekonomik çöküş, ulaşım yetersizliği, salgınlar ve iç çözülme ile de mücadele etti.

X. MONDROS SONRASI DÖNEM VE OSMANLI DIŞ POLİTİKASININ ÇÖKÜŞÜ

Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti bağımsız dış politika yürütecek durumda kalmadı. İtilaf Devletleri Anadolu’nun farklı bölgelerini işgal etmeye başladı. İstanbul Hükûmeti bu işgaller karşısında etkisiz kaldı. Bunun temel sebebi askeri gücün dağıtılması, siyasetin baskı altında yürütülmesi ve devlet iradesinin zayıflamasıydı.

İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarını paylaşma planlarını derinleştirdi. Bu planların hukuki zemini 1920’de Sevr Antlaşması ile oluşturuldu. Sevr, Osmanlı Devleti’ni siyasi, askeri ve ekonomik bakımdan yaşanamaz hale getiren hükümler taşıdı. Ancak bu antlaşma millet tarafından kabul edilmedi ve uygulanamadı.

Bu aşamadan sonra Osmanlı Devleti’nin dış politika çizgisi çöktü; yerini Ankara merkezli Millî Mücadele hareketi aldı. Yani dağılma döneminin son safhasında dış politikayı belirleyen esas güç artık İstanbul değil Ankara oldu.

XI. 1800–1922 ARASINDA OSMANLI DIŞ POLİTİKASININ GENEL DEĞERLENDİRMESİ

1800–1922 arasında Osmanlı Devleti’nin dış politikası savunma temelli ilerledi. Devlet bu dönemde çoğu zaman olayların belirleyicisi olmadı; olaylara tepki veren taraf oldu. Bunun temel nedenleri askeri gerileme, ekonomik zayıflık, milliyetçilik akımlarının çok uluslu yapıyı sarsması ve büyük devletlerin baskısıydı.

Bu dönemde Osmanlı Devleti şu hedeflerle hareket etti:

Toprak bütünlüğünü korumak, Boğazlar üzerindeki egemenliğini sürdürmek, Azınlık isyanlarını bastırmak, Büyük devletlerin müdahalesini sınırlamak, Devletin varlığını mümkün olduğunca uzatmak.

Ancak bu hedeflerin büyük bölümü gerçekleşmedi. Çünkü devletin kaynakları yetersizdi ve dış baskı süreklilik taşıdı. Her savaş yeni bir toprak kaybına, yeni bir diplomatik tavize ya da yeni bir ekonomik yükümlülüğe yol açtı. Trablusgarp ile Afrika bağlantısı koptu. Balkan Savaşları ile Rumeli büyük ölçüde kaybedildi. I. Dünya Savaşı ile imparatorluk fiilen çöktü. Mondros sonrasında ise Osmanlı Devleti egemen bir güç olmaktan çıktı.

Bu nedenle 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başındaki Osmanlı dış politikası, “büyüme” değil “varlığını sürdürebilme” siyaseti olarak tanımlandı.

XII. KARŞILAŞTIRMA BÖLÜMÜ

Kırım Savaşı ile 93 Harbi karşılaştırıldığında iki savaşın Osmanlı dış politikası üzerindeki etkisi farklı oldu. Kırım Savaşı’nda Osmanlı Devleti büyük devletlerin desteğini aldı ve Rusya’yı sınırladı. 93 Harbi’nde ise aynı ölçüde etkili destek bulamadı ve çok ağır kayıplar verdi. Bu durum, denge politikasının her zaman aynı sonucu doğurmadığını gösterdi.

Trablusgarp Savaşı ile Balkan Savaşları arasında da önemli fark vardı. Trablusgarp Savaşı denizaşırı bir toprağın kaybına yol açtı; Balkan Savaşları ise devletin merkezine yakın ve tarihî bakımdan çok önemli toprakların kaybına neden oldu. Bu yüzden Balkan Savaşları’nın psikolojik ve siyasi etkisi daha derin oldu.

I. Dünya Savaşı, önceki savaşlardan farklı olarak yalnızca bir bölgesel kayıp doğurmadı; devletin genel varlığını sona götürdü. Mondros sonrasında Osmanlı’nın bağımsız hareket alanı kalmadı. Bu durum, önceki savaşların toplam etkisinin son aşamaya ulaştığını gösterdi.

Karşılaştırma

Yüzyılın başında Osmanlı hala bölgesel denge üretebilen bir imparatorluktu. Yüzyılın sonunda ise savaş kayıpları, milliyetçilik dalgası ve dış müdahale baskısı nedeniyle savunmacı bir varlık mücadelesine çekildi. Bu değişim, imparatorluktan ulus-devlet dönemine geçişin tarihsel zeminini oluşturdu.

Görsel Kaynaklar

Konu Navigatörü
Bu kategoride önceki konu yok.
Bu kategoride sonraki konu yok.

Zorunlu çerezler ve siteyi işletmek için kullanılan reklam teknolojileri (Google AdSense) devrededir. İsteğe bağlı analitik çerezleri yalnızca aşağıda kabul ederseniz yüklenir. Çerez politikası · Gizlilik