Kategoriye Dön

XVII. Yüzyılda Osmanlı'da Siyasi-Askeri Mücadeleler ve Antlaşmalar (1600-1700)

Uzayan savaşlar, cephe dengesi ve antlaşmaların Osmanlı dış siyasetindeki etkileri.

Orta

Zorluk

30 dk

Süre

Orta

XVII. Yüzyılda Osmanlı'da Siyasi-Askeri Mücadeleler ve Antlaşmalar (1600-1700)

Kronoloji şeridi
  1. 1596

    1596 → Haçova Meydan Muharebesi kazanıldı

  2. 1606

    1606 → Zitvatorok Antlaşması imzalandı

  3. 1612

    1612 → Nasuh Paşa Antlaşması yapıldı

  4. 1618

    1618 → Serav Antlaşması imzalandı

  5. 1621

    1621 → Hotin Seferi ve antlaşması gerçekleşti

  6. 1635

    1635 → Revan Seferi düzenlendi

  7. 1638

    1638 → Bağdat yeniden fethedildi

  8. 1639

    1639 → Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı

  9. 1645

    1645 → Girit Seferi başladı

  10. 1663

    1663 → Uyvar fethedildi

  11. 1664

    1664 → Vasvar Antlaşması yapıldı

  12. 1669

    1669 → Girit’in fethi tamamlandı

  13. 1672

    1672 → Bucaş Antlaşması imzalandı

  14. 1676

    1676 → Zoravna Antlaşması yapıldı

  15. 1681

    1681 → Bahçesaray Antlaşması imzalandı

  16. 1683

    1683 → II. Viyana Kuşatması başarısız oldu

  17. 1691

    1691 → Salankamen yenilgisi yaşandı

  18. 1697

    1697 → Zenta yenilgisi yaşandı

  19. 1699

    1699 → Karlofça Antlaşması imzalandı

  20. 1700

    1700 → İstanbul Antlaşması yapıldı

XVII. Yüzyılda Osmanlı'da Siyasi-Askeri Mücadeleler ve Antlaşmalar (1600-1700)

XVII. yüzyıl, Osmanlı Devleti için sadece savaşların arttığı bir dönem değildir. Bu yüzyıl aynı zamanda Osmanlı dış siyasetinin değiştiği, askerî gücünün farklı cephelerde sınandığı, klasik yayılma anlayışının zorlandığı ve diplomasi dilinin dönüşmeye başladığı bir süreçtir. Daha önce uzun süre taarruz gücüyle hareket eden Osmanlı Devleti, bu yüzyılda hem batıda Habsburglarla hem doğuda Safevilerle hem kuzeyde Lehistan ve Rusya ile hem de denizlerde Venedik ile mücadele etmek zorunda kaldı. Üstelik bu dış mücadeleler, içeride Celâli İsyanları, ekonomik sıkıntılar ve idari bozulmaların yaşandığı bir döneme denk geldi.

Bu yüzden XVII. yüzyıl Osmanlı siyasetini çalışırken olayları sadece tek tek savaşlar şeklinde görmek eksik olur. Asıl görülmesi gereken şey, Osmanlı Devleti’nin aynı anda birçok cephede mücadele ederken bir yandan sınırlarını korumaya, bir yandan kaybettiği prestiji telafi etmeye, bir yandan da yeni şartlara göre diplomatik yöntemler geliştirmeye çalıştığıdır. Bu yüzyılın başlarında hâlâ güçlü bir imparatorluk görünümü vardır; ancak yüzyılın sonuna gelindiğinde Avrupa karşısındaki siyasî ve askerî denge açık biçimde değişmeye başlamıştır.

XVII. yüzyılda Osmanlı dış siyasetinin genel görünümü

XVI. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti’nin karşısında daha karmaşık bir dış politika ortamı oluştu. Avrupa’da Habsburglar, doğuda Safeviler, kuzeyde Lehistan ve giderek güçlenen Rusya, denizlerde ise Venedik Osmanlı’nın başlıca rakipleri hâline geldi. Bunun yanında Fransa, İngiltere ve Hollanda gibi devletler de Avrupa’daki güç dengeleri içinde Osmanlı ile doğrudan ya da dolaylı ilişkiler kurdu.

Bu dönemde Osmanlı dış siyasetinin temel özellikleri şunlardır:

  • Aynı anda birden fazla cephede mücadele edilmesi
  • Batıda Habsburg baskısının sürmesi
  • Doğuda Safevi rekabetinin devam etmesi
  • Kuzeyde Kazak, Lehistan ve Rusya kaynaklı tehditlerin artması
  • Akdeniz’de Venedik ile deniz mücadelesinin sürmesi
  • İç isyanların ve ekonomik sorunların dış politikayı zorlaştırması
  • Askerî mücadelenin yanında diplomatik araçların daha görünür hâle gelmesi

Bu tablo, Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyılda yalnızca fetih odaklı bir siyaset izlemediğini; giderek daha çok denge, savunma ve mevcut hâkimiyeti koruma çabasına yöneldiğini gösterir.

🟦 Not: Bu yüzyılı sadece “gerileme” sözüyle açıklamak eksik olur. Çünkü Osmanlı Devleti XVII. yüzyılda hem ciddi sorunlar yaşamış hem de bazı cephelerde önemli askerî ve diplomatik başarılar elde etmiştir.

Avusturya ile Uzun Savaşlar ve Zitvatorok'a giden süreç

XVI. yüzyılın sonlarında Osmanlı-Habsburg mücadelesi yeni bir safhaya girdi. Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında başlayan ve kaynaklarda çoğu zaman Uzun Savaşlar olarak geçen mücadeleler, yıpratıcı ve geniş cepheli bir savaş dönemine dönüştü. Bu savaşların başlamasında Avusturya’nın Osmanlı’ya ödemesi gereken vergiyi aksatması, sınır boylarında yaşanan saldırılar ve Avrupa’daki Haçlı ittifakı eğilimleri etkili oldu.

Bu dönemde Osmanlı Devleti batıda Avusturya ile uğraşırken doğuda Safevilerle de mücadele etmekteydi. Üstelik içeride Celâli İsyanları da giderek büyüyordu. Bu nedenle Osmanlı ordusu yalnızca bir düşmanla değil, çok yönlü bir kriz ortamıyla karşı karşıyaydı.

Uzun Savaşlar sırasında dikkat çeken gelişmelerden biri Haçova Meydan Muharebesidir. 1596’da kazanılan bu savaş, Osmanlı ordusunun hâlâ büyük bir askerî güç olduğunu gösterdi. Ancak Haçova zaferi, uzun vadeli ve kesin bir üstünlük sağlamaya yetmedi. Çünkü savaşlar hem Osmanlı maliyesini hem de askerî düzenini ciddi biçimde yıpratıyordu.

Bu mücadelelerin sonunda 1606’da Zitvatorok Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma XVII. yüzyıl Osmanlı dış politikasının en önemli dönüm noktalarından biridir.

Zitvatorok Antlaşması'nın önemi

Zitvatorok Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin Habsburglarla ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını gösterir. Bu antlaşmanın önemi sadece savaşı sona erdirmesinde değil, diplomatik eşitlik anlayışının daha görünür hale gelmesinde yatar.

Daha önce Osmanlı padişahı karşısında Avusturya hükümdarı daha alt statüde görülürken, bu antlaşmayla Avrupa diplomasisinde mütekabiliyet, yani karşılıklılık ve denklik anlayışı öne çıktı. Böylece Osmanlı Devleti’nin Avusturya üzerindeki üstün konumunu diplomatik bakımdan daha önceki yüzyıllardaki kadar güçlü biçimde koruyamadığı ortaya çıktı.

Zitvatorok’un sonuçları şöyle değerlendirilebilir:

  • Osmanlı Devleti Avusturya karşısında siyasî prestij kaybı yaşadı.
  • Diplomatik ilişkilerde eşitlik anlayışı belirginleşti.
  • Osmanlı klasik üstünlük dilinin sarsıldığı görüldü.
  • Uzun savaşların yıpratıcı etkisi açık biçimde ortaya çıktı.

TYT/YKS mantığında Zitvatorok denince akla ilk gelmesi gereken şey, Osmanlı’nın Avusturya karşısındaki mutlak üstünlüğünün diplomatik düzeyde zedelenmesidir.

Osmanlı-Safevi mücadelesi: doğu siyaseti ve sınır problemi

XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin en önemli rakiplerinden biri doğuda Safevi Devleti idi. Osmanlı-Safevi mücadelesi yalnızca iki devlet arasında sınır sorunu değildir. Bu mücadelede jeopolitik çıkarlar, ticaret yolları, Kafkasya hâkimiyeti ve mezhep farklılıkları da etkili oldu.

Osmanlı Devleti doğuda özellikle şu hedefleri gözetiyordu:

  • Kafkasya üzerindeki etkisini korumak
  • İran üzerinden gelebilecek askerî baskıyı azaltmak
  • Doğu Anadolu ve Irak üzerindeki hâkimiyetini sürdürmek
  • Safevilerin Anadolu üzerindeki ideolojik etkisini sınırlamak

Safeviler ise özellikle Kafkasya, Azerbaycan, Tebriz ve Irak hattında yeniden güç kazanmak istiyordu. Bu nedenle iki devlet arasında XVII. yüzyılın ilk yarısında mücadele yeniden şiddetlendi.

Nasuh Paşa ve Serav antlaşmaları

Osmanlı Devleti, XVI. yüzyılın sonlarında Ferhat Paşa Antlaşması ile Safevilere karşı önemli üstünlük elde etmişti. Ancak iç karışıklıklar, Celâli İsyanları ve batıdaki savaşlar nedeniyle bu üstünlüğü sürdürmekte zorlandı. Safeviler bu durumdan yararlanarak daha önce kaybettikleri yerlerin bir kısmını geri aldı.

Bunun üzerine iki devlet arasında önce 1612’de Nasuh Paşa Antlaşması, ardından 1618’de Serav Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmalar, Osmanlı-Safevi mücadelesinin geçici denge dönemlerini temsil eder. Ancak doğu meselesi tam olarak çözülmedi. Çünkü iki taraf da sınır hattında kalıcı üstünlük kurmak istiyordu.

Bu antlaşmaları çalışırken asıl önemli olan ayrıntılı madde ezberlemekten çok, XVII. yüzyıl başlarında Osmanlı’nın doğuda kalıcı ve kesin bir istikrar sağlayamadığını görmektir.

IV. Murad dönemi ve Kasr-ı Şirin Antlaşması

Osmanlı-Safevi mücadelesinin en kritik safhalarından biri IV. Murad döneminde yaşandı. Safeviler, Osmanlı Devleti’nde iç karışıklıkların yoğun olduğu dönemde Bağdat’ı ve Irak’ın büyük bölümünü ele geçirdi. Bu gelişme yalnızca toprak kaybı anlamına gelmiyordu; Bağdat, hem stratejik hem siyasî hem de dinî açıdan son derece önemliydi.

IV. Murad, merkezi otoriteyi yeniden güçlendirmeye çalışırken doğu seferlerine de büyük önem verdi. Önce Revan Seferi, ardından Bağdat Seferi düzenlendi. Özellikle 1638’de Bağdat’ın geri alınması, Osmanlı Devleti’nin doğuda yeniden askerî ağırlık kurduğunu gösterdi.

Bu mücadelelerin sonunda 1639’da Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmanın tarihî önemi çok büyüktür. Çünkü Osmanlı ile İran arasındaki sınır hattı büyük ölçüde bu antlaşmayla belirlendi ve bu sınırın ana çizgileri uzun vadede kalıcılık kazandı.

Kasr-ı Şirin’in öne çıkan yönleri şunlardır:

  • Osmanlı’nın doğuda önemli bir askerî başarı elde ettiğini göstermesi
  • Irak-ı Arap üzerindeki Osmanlı hâkimiyetini güçlendirmesi
  • Osmanlı-İran sınırının büyük ölçüde netleşmesi
  • Doğu cephesinde görece kalıcı bir denge oluşturması

🟦 Not: XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin en kalıcı diplomatik başarılarından biri Kasr-ı Şirin Antlaşması’dır. Çünkü bu antlaşmanın belirlediği sınır anlayışı uzun ömürlü olmuştur.

Lehistan ile mücadeleler ve Hotin Seferi

Osmanlı Devleti’nin kuzey siyasetinde Lehistan önemli bir yer tutar. Lehistan ile ilişkilerin bozulmasında Kırım Hanlığı’nın Leh topraklarına akınlar yapması, Eflak ve Boğdan üzerindeki nüfuz mücadelesi ve Osmanlı nüfuz alanına yönelik müdahaleler etkili oldu.

Bu gerginlikler sonucunda II. Osman döneminde Hotin Seferi düzenlendi. Hotin Seferi büyük bir kesin fetihle sonuçlanmamış olsa da Lehistan’ı Osmanlı ile barış masasına oturmaya zorladı ve Kanuni dönemindeki sınırların korunması esas alındı. Ancak seferin ardından Osmanlı askerî düzenindeki bazı aksaklıklar daha görünür hâle geldi. Özellikle II. Osman’ın ordudaki bozulmayı fark etmesi ve ıslahat düşünceleri, bu seferin Osmanlı iç siyaseti açısından da önemli sonuçlar doğurmasına yol açtı.

Hotin başlığı çalışılırken iki yön birlikte görülmelidir:

  • Dış siyasette Lehistan ile sınır ve nüfuz mücadelesi
  • İçeride ordunun yapısına dair sorunların açığa çıkması

Kuzeye yönelme siyaseti: Kamaniçe, Podolya ve Çehrin hattı

MEB programında özellikle vurgulanan başlıklardan biri Osmanlı Devleti’nin Kazak meselesi nedeniyle kuzeye yönelme politikasıdır. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti, Lehistan ve Rusya arasındaki rekabeti de dikkate alarak Ukrayna-Kazak sahasına daha yakından müdahil oldu.

Bu süreçte öne çıkan gelişmeler şunlardır:

  • Osmanlı Devleti Lehistan üzerine sefer düzenledi.
  • Kamaniçe fethedildi.
  • Podolya Osmanlı hâkimiyetine girdi.
  • 1672’de Bucaş Antlaşması imzalandı.
  • Ardından 1676’da Zoravna ile bazı dengeler yeniden düzenlendi.
  • Osmanlı himayesindeki Kazaklar ve Ukrayna meselesi Rusya ile yeni bir mücadele alanı oluşturdu.
  • Bu gelişmeler Çehrin seferlerine kadar uzandı.

Burada Osmanlı’nın amacı yalnızca yeni toprak kazanmak değildi. Kuzeyde Rusya’nın güneye inmesini ve Lehistan’ın Osmanlı nüfuz alanında etkili olmasını önlemek de önemliydi. Yani bu siyaset aynı zamanda stratejik bir sınır güvenliği politikasıydı.

Bucaş Antlaşması'nın önemi

1672 tarihli Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyıldaki son büyük toprak kazanımlarından biri olarak kabul edilir. Bu antlaşma ile Podolya ve Kamaniçe Osmanlı Devleti’ne bırakıldı; Ukrayna’nın bir kısmı da Osmanlı himayesindeki Kazaklara bırakıldı.

Bucaş Antlaşması’nın önemi şuradadır:

  • Osmanlı Devleti’nin batıda hâlâ askerî taarruz gücüne sahip olduğunu göstermiştir.
  • Podolya gibi stratejik bir bölgenin Osmanlı hâkimiyetine girmesini sağlamıştır.
  • Lehistan karşısında Osmanlı nüfuzunu güçlendirmiştir.
  • XVII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı dış siyasetinin yalnızca savunmadan ibaret olmadığını ortaya koymuştur.

Bu nedenle Bucaş, Karlofça öncesi son güçlü Osmanlı hamlelerinden biri olarak değerlendirilmelidir.

Rusya ile ilk temaslar ve Bahçesaray Antlaşması

XVII. yüzyılda Osmanlı dış politikasında dikkat çeken yeniliklerden biri Rusya’nın giderek daha önemli bir rakip hâline gelmesidir. Başlangıçta Osmanlı için Avusturya ve Safevi tehdidi daha belirgin olsa da kuzeyde Rusya’nın güçlenmesi uzun vadede çok daha büyük sonuçlar doğuracaktı.

Ukrayna ve Kazak meselesi nedeniyle Osmanlı-Rus ilişkileri gerginleşti. Osmanlı Devleti, Rusya üzerine Çehrin Seferi düzenledi. Bu mücadeleler sonunda 1681’de Bahçesaray Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan ilk antlaşma olması bakımından çok önemlidir.

Bahçesaray Antlaşması’nın başlıca önemi:

  • Osmanlı ile Rusya arasında ilk resmî antlaşma olması
  • Kuzey siyasetinde Rusya’nın artık dikkate alınması gereken bir güç hâline geldiğini göstermesi
  • Osmanlı Devleti’nin kuzeyde yeni ve kalıcı bir rakiple karşı karşıya olduğunu ortaya koyması

🟧 Uyarı: Bahçesaray Antlaşması yalnızca bir sınır antlaşması olarak görülmemelidir. Aynı zamanda Rusya’nın Osmanlı dış politikasında kalıcı bir aktör hâline geldiğinin işaretidir.

Venedik ile mücadele ve Girit'in fethi

XVII. yüzyıl Osmanlı dış siyasetinde denizlerdeki en önemli rakiplerden biri Venedikti. Akdeniz ticareti, ada hâkimiyeti ve korsanlık faaliyetleri nedeniyle Osmanlı-Venedik rekabeti sürdü. Özellikle Girit’in korsan faaliyetleri için bir üs gibi kullanılmaya başlanması Osmanlı Devleti’ni harekete geçirdi.

1645’te başlayan Girit seferi çok uzun sürdü ve ada ancak 1669’da tamamen Osmanlı hâkimiyetine girdi. Girit’in fethi birkaç açıdan önemlidir:

  • Doğu Akdeniz’de Osmanlı deniz güvenliği açısından stratejik bir kazanımdır.
  • Venedik’in bölgedeki etkisini zayıflatmıştır.
  • Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyılda hâlâ büyük çaplı fetih yapabildiğini göstermiştir.
  • Uzun kuşatma ve seferlerin Osmanlı maliyesi üzerinde ne kadar ağır yük oluşturduğunu da ortaya koymuştur.

Girit’in fethi bazen sadece ada kazanımı gibi düşünülür; oysa bu olay, Osmanlı’nın Akdeniz siyasetini ve deniz gücünü sürdürme iradesini yansıtır.

Köprülüler dönemi ve geçici toparlanma

XVII. yüzyılın ortalarında Osmanlı Devleti içeride ve dışarıda ciddi sorunlarla karşı karşıyaydı. Bu ortamda göreve gelen Köprülüler, devlet yönetiminde daha sert ve disiplinli bir çizgi izleyerek kısa süreli bir toparlanma sağladı. Bu toparlanma dış politikaya da yansıdı.

Köprülüler döneminde:

  • İç isyanlar bastırılmaya çalışıldı.
  • Ordu ve yönetimde nispeten disiplin sağlandı.
  • Girit’in fethi tamamlandı.
  • Avusturya üzerine seferler düzenlendi.
  • Uyvar fethedildi ve Vasvar Antlaşması yapıldı.
  • Lehistan karşısında Bucaş’a uzanan askerî başarılar elde edildi.

Bu nedenle Köprülüler dönemi, XVII. yüzyılda Osmanlı’nın tamamen çöktüğü bir dönem olmadığını; doğru yönetim ve güçlü sadrazamlar eliyle yeniden etkili olabildiğini gösterir.

Avusturya ile yeniden gerilim ve Vasvar Antlaşması

Otuz Yıl Savaşları nedeniyle bir süre Avusturya cephesinde büyük bir baskı oluşmamıştı. Ancak savaşlar bittikten sonra Osmanlı-Avusturya rekabeti yeniden canlandı. Özellikle Erdel meselesi iki taraf arasında gerilim yarattı.

Fazıl Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 1663’te Uyvar Kalesi’ni fethetti. Ardından 1664’te Vasvar Antlaşması yapıldı. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti Erdel üzerindeki nüfuzunu bir süre daha koruyabildi. Vasvar, Osmanlı’nın XVII. yüzyıl ortalarında Avusturya karşısında hâlâ güçlü bir diplomatik ve askerî aktör olduğunu gösteren gelişmelerden biridir.

II. Viyana Kuşatması: dönüm noktası

XVII. yüzyıl Osmanlı tarihinin en kritik olaylarından biri II. Viyana Kuşatmasıdır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Avusturya karşısında genişleme siyasetini sürdürmek ve Orta Avrupa’daki Osmanlı nüfuzunu güçlendirmek amacıyla Viyana üzerine yürüdü. Tökeli İmre meselesi ve Orta Macaristan’daki gelişmeler de bu seferin gerekçeleri arasında yer aldı.

1683’te başlayan kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı. Bu başarısızlığın nedenleri arasında şunlar sayılabilir:

  • Avusturya’ya dış yardımların ulaşması
  • Kuşatmanın uzaması
  • Osmanlı ordusunun gerekli desteği zamanında alamaması
  • Viyana’nın güçlü savunma yapısı
  • kuşatmanın tam ve etkili biçimde sonuçlandırılamaması

II. Viyana Kuşatması’nın önemi, tek bir yenilgiden çok daha büyüktür. Çünkü bu olay sonrasında Avrupa’da Osmanlı Devleti’ne karşı geniş çaplı bir birleşme ortaya çıktı.

Kutsal İttifak ve çok cepheli savaş dönemi

Viyana bozgununun ardından papanın teşvikleriyle Avusturya, Lehistan, Venedik, Rusya ve Malta gibi güçlerin yer aldığı Kutsal İttifak kuruldu. Bu ittifakın amacı Osmanlı Devleti’ni Avrupa’dan geri atmaktı.

Osmanlı Devleti bu dönemde ittifak devletleriyle aynı anda savaşmak zorunda kaldı. Bu durum zaten yıpranmış olan Osmanlı askerî düzenini daha da zorladı. Uzun süren savaşlar sırasında Osmanlı ordusu özellikle Salankamen ve Zenta gibi muharebelerde ağır yenilgiler aldı.

Kutsal İttifak savaşlarının Osmanlı açısından sonuçları şunlardır:

  • Osmanlı Devleti savunma durumuna çekildi.
  • Avrupa’daki ilerleme gücü önemli ölçüde kırıldı.
  • Uzun savaşların mali ve askerî yükü arttı.
  • Osmanlı dış siyasetinde eski fetih anlayışının sürdürülemeyeceği anlaşıldı.

Karlofça Antlaşması: XVII. yüzyılın en büyük kırılması

1699 tarihli Karlofça Antlaşması, XVII. yüzyıl Osmanlı dış siyasetinin en kritik antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile Kutsal İttifak’a karşı uzun süren savaşlar sona erdi. Karlofça’nın tarihî önemi yalnızca toprak kaybı değildir; aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin Avrupa karşısında uzun süre sürdürdüğü üstünlük döneminin kapanmaya başladığını göstermesidir.

Karlofça’nın başlıca sonuçları şunlardır:

  • Osmanlı Devleti ilk kez büyük çaplı toprak kayıplarını resmen kabul etti.
  • Avrupa karşısında savunma ağırlıklı bir döneme girildi.
  • Osmanlı Devleti’nin Avrupa’dan tamamen çıkarılması fikri güç kazandı.
  • Osmanlı diplomasisinde denge arayışı daha önemli hâle geldi.
  • Klasik fetih anlayışının sürdürülemeyeceği anlaşıldı.

Karlofça sonrasında Osmanlı Devleti için artık temel hedef sürekli fetih değil, mümkün olduğunca mevcut toprakları korumak ve kayıpları sınırlamak haline gelmeye başladı.

🟦 Not: Karlofça, Osmanlı tarihindeki “ilk büyük toprak kaybı” vurgusuyla değil; Avrupa karşısında askerî ve diplomatik denge değişiminin açık biçimde ortaya çıkmasıyla önemlidir.

1700 İstanbul Antlaşması ve yüzyılın kapanışı

Karlofça görüşmelerine katılan Rus temsilcisi tam yetkili olmadığı için bu antlaşmayı imzalamamıştı. Bunun üzerine Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1700’de İstanbul Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmayla Azak Kalesi Rusya’ya bırakıldı ve Rusya İstanbul’da daimî elçi bulundurma hakkı kazandı.

Her ne kadar 1700 teknik olarak yeni yüzyıla girse de XVII. yüzyıl mücadelelerinin kapanış belgesi gibi değerlendirilir. Çünkü Osmanlı Devleti bu antlaşmayla kuzeyde Rusya’ya karşı da önemli bir taviz vermiş oldu. Böylece XVIII. yüzyılda daha da büyüyecek Osmanlı-Rus rekabetinin zemini açık biçimde ortaya çıktı.

XVII. yüzyıl antlaşmalarının genel değerlendirmesi

Bu yüzyılda yapılan antlaşmalar birlikte değerlendirildiğinde çok net bir tablo ortaya çıkar.

Yüzyılın ilk yarısında:

  • Zitvatorok ile batıda diplomatik denge değişti.
  • Kasr-ı Şirin ile doğuda sınır istikrarı sağlandı.

Yüzyılın ortalarında:

  • Vasvar ile Avusturya cephesinde geçici üstünlük korundu.
  • Girit’in fethi ile Akdeniz’de önemli bir başarı elde edildi.

Yüzyılın ikinci yarısında:

  • Bucaş ile kuzeybatıda son büyük taarruz başarısı yaşandı.
  • Bahçesaray ile Rusya yeni rakip olarak öne çıktı.
  • II. Viyana bozgunu ve Karlofça ile Osmanlı dış siyasetinde büyük kırılma yaşandı.

Bu nedenle XVII. yüzyıl antlaşmaları tek tek ezberlenecek belgeler olarak değil, Osmanlı’nın üstünlükten denge arayışına geçişini gösteren kilometre taşları olarak görülmelidir.

Konunun genel mantığı

Bu konudan soru çözerken olayları şu mantıkla ilişkilendir:

  • Zitvatorok → Avusturya karşısında diplomatik üstünlüğün zedelenmesi
  • Kasr-ı Şirin → Doğu sınırının büyük ölçüde belirlenmesi
  • Hotin-Kamaniçe-Çehrin → Kuzeye yönelme ve Kazak/Rus-Leh hattı
  • Bucaş → XVII. yüzyılın son büyük Osmanlı toprak kazanımı
  • Bahçesaray → Rusya ile ilk antlaşma
  • Girit’in Fethi → Akdeniz’de önemli ada ve deniz siyaseti başarısı
  • II. Viyana → Osmanlı’nın Avrupa’daki taarruz gücünün kırılması
  • Karlofça → Savunma ağırlıklı yeni dönemin başlangıcı

Bu ilişkileri kurduğunda konu yalnızca savaş listesi olmaktan çıkar ve çok daha anlamlı hale gelir.

Konu Navigatörü
Bu kategoride önceki konu yok.
Bu kategoride sonraki konu yok.

Zorunlu çerezler ve siteyi işletmek için kullanılan reklam teknolojileri (Google AdSense) devrededir. İsteğe bağlı analitik çerezleri yalnızca aşağıda kabul ederseniz yüklenir. Çerez politikası · Gizlilik