Kategoriye Dön

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

Lozan sonrası dış politika, Montrö, Hatay.

Orta

Zorluk

30 dk

Süre

Orta

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

Kronoloji şeridi
  1. 1923

    1923 → Lozan Barış Antlaşması

  2. 1923

    1923 → Türk-Yunan nüfus mübadelesi sürecinin başlaması

  3. 1926

    1926 → Ankara Antlaşması ile Musul meselesinin çözülmesi

  4. 1926

    1926 → Bozkurt-Lotus davası

  5. 1930

    1930 → Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde yumuşama ve dostluk dönemi

  6. 1932

    1932 → Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne girmesi

  7. 1934

    1934 → Balkan Antantı

  8. 1936

    1936 → Montrö Boğazlar Sözleşmesi

  9. 1936

    1936 → Hatay meselesinin uluslararası alanda yeniden gündeme gelmesi

  10. 1937

    1937 → Sadabat Paktı

  11. 1938

    1938 → Hatay Devleti’nin kurulması

  12. 1939

    1939 → Hatay’ın Türkiye’ye katılması

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası (1923-1938)

Atatürk Dönemi Türk dış politikası, Kurtuluş Savaşı ile kazanılan bağımsızlığın korunması, Lozan Barış Antlaşması ile kurulan yeni devletin uluslararası alanda güçlendirilmesi ve Türkiye’nin çevresinde barış kuşağı oluşturulması hedefleri üzerine kurulmuştur. Bu dönemde Türkiye, yayılmacı ya da maceracı bir siyaset izlememiş; savaş yorgunu bir toplumun ihtiyaçlarını da dikkate alarak mümkün olduğunca diplomasi, denge ve barış esaslı bir yol izlemiştir.

Bu dış politikanın en ayırt edici yönü, Millî Mücadele’de kazanılan askerî başarının ardından dış ilişkilerde gerçekçilik, tam bağımsızlık ve barışçılık ilkelerinin öne çıkmasıdır. Yeni Türk Devleti’nin amacı, yeni savaşlar çıkararak sınırlarını genişletmek değil; Misak-ı Millî anlayışı doğrultusunda millî çıkarlarını korumak, Lozan’dan doğan eksik meseleleri çözmek ve Türkiye’yi uluslararası sistem içinde saygın bir devlet hâline getirmekti.

Bu nedenle Atatürk dönemi dış politikasını anlamak için şu üç temel hedefi birlikte görmek gerekir:

  • Lozan’dan kalan sorunları çözmek
  • Türkiye’nin sınırlarını ve egemenlik haklarını güvence altına almak
  • Bölgesel ve uluslararası barışı destekleyen iş birlikleri kurmak

🟦 Not: Atatürk dönemi dış politikası “fetih” değil, bağımsızlığı koruma ve barışçı güç dengesi kurma siyaseti olarak değerlendirilmelidir.

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasının Temel İlkeleri

Atatürk döneminde dış politika gelişmeleri rastgele değil, belirli prensipler doğrultusunda yürütülmüştür. MEB programlarında da bu dönemin dış politikası; tam bağımsızlık, gerçekçilik, akılcılık, mütekabiliyet, barış, millî menfaatleri esas alma ve Türk ile dünya kamuoyunu dikkate alma çerçevesinde ele alınır. :contentReference[oaicite:1]{index=1}

Tam bağımsızlık

Kurtuluş Savaşı’nın temel amacı siyasî bağımsızlıktı; fakat Atatürk’e göre bağımsızlık yalnızca askerî ya da siyasî alanda düşünülmemeliydi. Ekonomik, hukukî ve diplomatik bağımsızlık da aynı derecede önemliydi. Bu yüzden Türkiye, kapitülasyonların kaldırılmasına, yabancı devletlerin iç işlerine müdahalesine ve boğazlar gibi stratejik konularda egemenlik kısıtlamalarına karşı dikkatli davranmıştır. :contentReference[oaicite:2]{index=2}

Gerçekçilik

Türkiye, duygusal ve hayalci dış politika yerine eldeki güç, uluslararası ortam ve ülkenin ihtiyaçlarını dikkate alan gerçekçi bir yol izlemiştir. Musul meselesinde, 1920’lerin ortasında yeni bir büyük savaşa girmek yerine diplomatik çözüm aranması bu yaklaşımın tipik örneklerinden biridir. :contentReference[oaicite:3]{index=3}

Barışçılık

Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü, dönemin dış politikasının özlü ifadesidir. Türkiye, sorunlarını mümkün olduğunca antlaşmalar, konferanslar ve uluslararası kurumlar aracılığıyla çözmeye çalışmıştır. Montrö ve Hatay meselelerinde izlenen yol bunu açıkça gösterir. :contentReference[oaicite:4]{index=4}

Mütekabiliyet

Türkiye, dış ilişkilerde karşılıklılık esasına önem vermiştir. Azınlıklar, yabancı okullar ve hukukî ayrıcalıklar gibi konularda başka devletlerin Türkiye’den talepleri değerlendirilirken karşı tarafın tutumu da dikkate alınmıştır. Bu yönüyle dış politika, hukukî eşitlik ve egemenlik anlayışıyla yürütülmüştür. :contentReference[oaicite:5]{index=5}

Millî menfaatleri esas alma

Yeni Türk Devleti için dış politikanın merkezinde ideolojik yayılma ya da imparatorluk mirasını geri getirme düşüncesi değil, Türkiye’nin güvenliği ve çıkarları vardı. Balkan Antantı, Sadabat Paktı ve Montrö bu anlayışın ürünleridir. :contentReference[oaicite:6]{index=6}


Lozan Sonrası Dış Politikanın Genel Çerçevesi

Lozan Barış Antlaşması Türkiye’nin bağımsızlığını uluslararası alanda kabul ettirmiştir; ancak bazı meseleler kesin çözüme kavuşmamış ya da uygulamada yeni sorunlar çıkarmıştır. Atatürk dönemi dış politikasının ilk safhası, büyük ölçüde bu meseleleri çözme çabasıdır. OGM materyallerinde de Atatürk dönemi dış politikasının ilk kısmı özellikle Lozan’dan kalan sorunlar çevresinde yapılandırılır. :contentReference[oaicite:7]{index=7}

Lozan sonrasında öne çıkan başlıca meseleler şunlardır:

  • Musul Sorunu
  • Türk-Yunan ilişkileri ve nüfus mübadelesi
  • Yabancı okullar sorunu
  • Bozkurt-Lotus meselesi
  • Milletler Cemiyeti’ne giriş
  • Balkanlar ve Orta Doğu’da güvenlik arayışları
  • Boğazlar rejimi
  • Hatay meselesi

Musul Sorunu (1923-1926)

Musul meselesi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin karşılaştığı en önemli dış politika sorunlarından biridir. Lozan görüşmeleri sırasında Türkiye ile İngiltere arasında bu konuda anlaşma sağlanamamış ve konu sonraya bırakılmıştır.

Sorunun ortaya çıkış nedeni

Musul, Misak-ı Millî anlayışına göre Türkiye sınırları içinde görülüyordu. Bölgenin etnik yapısı, Osmanlı geçmişi ve stratejik konumu Türkiye açısından önem taşıyordu. Ayrıca Musul ve çevresindeki petrol kaynakları İngiltere için de çok değerliydi. İngiltere, Musul’u Irak mandası içinde tutmak istiyor; Türkiye ise tarihî, coğrafî ve millî gerekçelerle Musul’un kendisine bırakılması gerektiğini savunuyordu. :contentReference[oaicite:8]{index=8}

Türkiye’nin tezleri

  • Musul, Misak-ı Millî sınırları içindedir.
  • Bölge halkı yalnızca Araplardan oluşmaz; Türk, Kürt ve diğer unsurlar da vardır.
  • Coğrafî ve tarihî bakımdan Musul, Anadolu ile bağlantılıdır.
  • Lozan’ın ruhuna uygun olarak millî sınırlarda değerlendirilmelidir.

İngiltere’nin tezleri

  • Musul Irak’ın parçasıdır.
  • Bölgedeki güvenlik ve manda yönetimi açısından İngiltere’nin denetimi sürmelidir.
  • Petrol ve stratejik çıkarlar korunmalıdır.

Gelişmeler

Lozan’da çözülmeyen sorun, Türkiye ile İngiltere arasında ikili görüşmelere bırakıldı. Ancak taraflar uzlaşamadı. Bu sırada 1925’te Şeyh Sait İsyanı patlak verdi. İsyan doğrudan Musul meselesinin parçası değildir; fakat Türkiye’nin doğu ve güneydoğudaki güvenlik sorunları yaşadığı bir dönemde Musul meselesinde elini zayıflatmıştır. Sorun daha sonra Milletler Cemiyetine götürüldü. Cemiyet, İngiltere lehine karar verdi. :contentReference[oaicite:9]{index=9}

Ankara Antlaşması (1926)

Türkiye ile İngiltere arasında 5 Haziran 1926’da imzalandı.

Sonuçları

  • Musul, Irak’a bırakıldı.
  • Türkiye-Irak sınırı kesinleşti.
  • Türkiye, Musul petrollerinden belirli süre için pay aldı.

Önemi

  • Türkiye, askerî çözüm yerine diplomatik ve gerçekçi çözümü tercih etti.
  • Yeni kurulan Cumhuriyet, henüz iç düzenini tam pekiştirmeden büyük bir savaşa girmemeyi seçti.
  • Bu gelişme Atatürk dış politikasındaki gerçekçilik ilkesinin en açık örneklerinden biridir.

🟧 Uyarı: Musul Sorunu, “Türkiye istedi ama alamadı” şeklinde yüzeysel geçilmemelidir. Bu mesele, Türkiye’nin hem Misak-ı Millî hassasiyetini hem de yeni devletin şartlarını dikkate alan gerçekçi dış politika anlayışını gösterir.


Türk-Yunan İlişkileri ve Nüfus Mübadelesi

Lozan sonrasında Türkiye’nin en önemli komşuluk meselelerinden biri Yunanistan ile ilişkilerdi. Kurtuluş Savaşı’nda doğrudan karşı karşıya gelen iki devletin ilişkileri, savaş sonrasında yeni bir zemine oturtulmak zorundaydı.

Nüfus Mübadelesi Meselesi

Lozan’a göre Türkiye’deki Rum Ortodokslarla Yunanistan’daki Müslüman Türk nüfusun önemli kısmı karşılıklı yer değiştirecekti. Ancak bu uygulamanın kapsamı ve istisnaları yeni sorunlar doğurdu.

Hangi konularda anlaşmazlık çıktı?

  • İstanbul Rumlarının statüsü
  • Batı Trakya Türklerinin durumu
  • “Etabli” yani yerleşik sayılacak nüfusun kimler olduğu
  • Göç edenlerin mal varlıklarının nasıl tasfiye edileceği

Bu mesele, iki ülke arasında ciddi gerginlik yarattı. Özellikle İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin kapsamı tartışma konusu oldu.

Çözüm süreci

1920’lerin sonuna kadar süren gerginlik, 1930’da Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan yakınlaşmayla yumuşadı. İki devlet, geçmiş savaşın ağır mirasını geride bırakıp yeni iş birliği dönemine girmeye yöneldi. Bu sürecin en önemli aktörlerinden biri Yunan Başbakanı Venizelos ile Atatürk’tür. :contentReference[oaicite:10]{index=10}

1930 Türk-Yunan Yakınlaşması

Sonuçları

  • Nüfus mübadelesi kaynaklı sorunların büyük kısmı yumuşadı.
  • İki ülke arasında dostluk dönemi başladı.
  • İleride Balkan Antantı’na uzanacak siyasal iş birliği zemini oluştu.

Önemi

  • Türkiye, en yakın savaş rakibiyle diplomatik uzlaşma sağlamıştır.
  • Atatürk dış politikasının barışçı ve denge kurucu yönü güçlenmiştir.
  • Batı sınırının güvenliği açısından önemli bir rahatlama sağlanmıştır.

🟦 Not: Yunanistan ile dostluk kurulması, sadece ikili ilişkiler açısından değil; Balkanlarda ortak güvenlik arayışının önü açıldığı için de önemlidir.


Yabancı Okullar Sorunu

Lozan sonrasında Türkiye’nin çözmek zorunda kaldığı meselelerden biri de yabancı okullar konusuydu. Osmanlı döneminde çeşitli ayrıcalıklarla faaliyet gösteren bu okullar, yeni Cumhuriyet’in millî eğitim ve egemenlik anlayışı ile tam uyumlu değildi.

Sorunun kaynağı

  • Yabancı okulların denetimi yetersizdi.
  • Bazı okullarda Türkiye’nin egemenliğiyle bağdaşmayan uygulamalar görülebiliyordu.
  • Eğitimde birlik ve millî denetim hedefleniyordu.

Türkiye’nin yaklaşımı

Türkiye, bu okulların kapatılmasını değil; millî yasalar ve eğitim sistemi çerçevesinde denetlenmesini istedi. Eğitim dili, müfredat ve denetim konularında devlet otoritesinin belirleyici olması gerektiği savunuldu.

Önemi

  • Türkiye’nin tam bağımsızlık anlayışı yalnızca toprak ve siyaset alanında değil, eğitim ve kültür alanında da kendini gösterdi.
  • Cumhuriyet, Osmanlı’dan kalan yarı özerk kurumları kendi hukuk sistemi içine aldı.

Bozkurt-Lotus Davası (1926)

Atatürk dönemi dış politikasında hukukî egemenlik bakımından önemli örneklerden biri Bozkurt-Lotus davasıdır.

Olay nedir?

Türk gemisi Bozkurt ile Fransız gemisi Lotus açık denizde çarpıştı. Olay sonrasında Türkiye, Fransız kaptanı yargılamak istedi. Fransa ise buna itiraz etti. Mesele Lahey Adalet Divanına götürüldü.

Sonuç

Mahkeme, Türkiye’nin yargılama hakkını kabul etti.

Önemi

  • Türkiye uluslararası hukuk alanında önemli başarı kazandı.
  • Yeni Cumhuriyet’in egemen devlet olarak hukukî yetkileri teyit edildi.
  • Atatürk döneminin “tam bağımsızlık” anlayışı güçlendi.

🟧 Uyarı: Bozkurt-Lotus davası çok geniş toprak ya da savaş sonucu doğurmaz; ama Türkiye’nin uluslararası hukuk alanında bağımsız ve eşit devlet olarak kabul edilmesi bakımından çok önemlidir.


Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Girişi (1932)

Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası barışı korumak için kurulan örgüttü. Türkiye, başlangıçta bu kuruma mesafeli yaklaşmıştı. Bunun nedeni, Lozan sonrası yeni devletin bağımsız hareket etme isteği ve uluslararası dengeleri dikkatli biçimde gözlemesiydi.

Neden üye oldu?

1930’lara gelindiğinde Türkiye uluslararası alanda güven kazanmıştı. Komşularıyla ilişkilerini düzeltmiş, Lozan’dan kalan önemli meselelerin büyük kısmını çözmüş ve barışçı politika izlediğini göstermişti. Bu şartlarda Milletler Cemiyeti’ne katılmak Türkiye’nin dış politika hedefleriyle uyumlu görüldü. Türkiye, cemiyete davet yoluyla kabul edildi. :contentReference[oaicite:11]{index=11}

Önemi

  • Türkiye’nin uluslararası saygınlığı arttı.
  • Cumhuriyet’in barışçı dış politikası uluslararası alanda kabul gördü.
  • Türkiye, dünya diplomasisinde daha görünür aktör hâline geldi.

Balkan Antantı (1934)

1930’lu yıllarda Avrupa’da yeni bir gerginlik ortamı oluşmaya başladı. Almanya’da Nazi rejiminin güçlenmesi, İtalya’nın saldırgan siyaseti ve Balkanlar’daki olası sınır sorunları bölgesel güvenlik ihtiyacını artırdı. Türkiye de bu gelişmeleri yakından takip etti.

Neden kuruldu?

  • Balkanlarda barışı ve mevcut sınırları korumak
  • İtalya’nın ve genel olarak revizyonist devletlerin yayılmacı politikalarına karşı ortak tavır almak
  • Bölgesel dayanışma oluşturmak

Taraf devletler

  • Türkiye
  • Yunanistan
  • Yugoslavya
  • Romanya

İçeriği

Taraflar, Balkanlar’daki mevcut sınır düzenini koruma ve birbirleriyle iş birliği yapma kararı aldı.

Önemi

  • Türkiye batı sınırlarını diplomatik iş birliğiyle güvence altına almaya çalıştı.
  • Yunanistan ile kurulan dostluk daha geniş bir bölgesel çerçeve kazandı.
  • Türkiye, yalnızca kendi sınırlarını savunan değil, bölgesel barış kurmaya çalışan devlet görünümü verdi. :contentReference[oaicite:12]{index=12}

🟦 Not: Balkan Antantı saldırı değil, savunma ve istikrar amaçlıdır. Bu yönüyle Atatürk dış politikasının barışçı karakterini yansıtır.


Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936)

Atatürk dönemi dış politikasının en büyük diplomatik başarılarından biri Montrö’dür.

Sorunun kaynağı

Lozan’da Boğazlar meselesi Türkiye lehine tam çözülememişti. Boğazlar uluslararası komisyona bırakılmış, bölge askerden arındırılmış ve Türkiye’nin egemenliği sınırlandırılmıştı. Bu durum, yeni devletin tam bağımsızlık anlayışıyla tam uyumlu değildi. :contentReference[oaicite:13]{index=13}

Neden yeniden gündeme geldi?

1930’lu yıllarda uluslararası ortam hızla bozuldu:

  • Almanya silahlanıyordu.
  • İtalya Habeşistan’ı işgal etti.
  • Japonya Asya’da saldırgan politika izliyordu.
  • Milletler Cemiyeti bu saldırıları durdurmakta etkisiz kalıyordu.

Böyle bir ortamda Türkiye, Boğazların askerden arındırılmış kalmasının kendi güvenliği açısından büyük risk oluşturduğunu savundu.

Süreç

Türkiye, Lozan’daki Boğazlar rejiminin değiştirilmesini istedi. Bu talep uluslararası konferansta görüşüldü ve İsviçre’nin Montrö kentinde sözleşme imzalandı.

Sonuçları

  • Boğazlar üzerindeki denetim Türkiye’ye bırakıldı.
  • Türkiye Boğazları silahlandırma hakkı kazandı.
  • Savaş gemilerinin geçişi belirli kurallara bağlandı.
  • Türkiye’nin güvenlik ve egemenlik hakları güçlendi.

Önemi

  • Lozan’dan kalan önemli bir sınırlama Türkiye lehine kaldırıldı.
  • Türkiye, stratejik coğrafyası üzerindeki egemenliğini büyük ölçüde tamamladı.
  • Atatürk dönemi diplomasisinin en parlak başarılarından biri ortaya çıktı.

🟧 Uyarı: Montrö’nün en önemli yönü, sadece Boğazların statüsünün değişmesi değil; Türkiye’nin Lozan’daki egemenlik eksikliğini diplomasiyle gidermesidir.


Sadabat Paktı (1937)

Türkiye 1930’larda yalnızca batı sınırlarını değil, doğu ve güneydoğu çevresindeki güvenlik ortamını da güçlendirmek istedi.

Neden kuruldu?

  • Orta Doğu’da istikrarı korumak
  • Komşular arasında dostluk geliştirmek
  • Bölgesel gerginlikleri önlemek
  • Türkiye’nin doğu sınırlarını güvence altına almak

Taraf devletler

  • Türkiye
  • İran
  • Irak
  • Afganistan

Önemi

  • Türkiye çok yönlü dış politika izlediğini gösterdi.
  • Doğu komşularıyla barışçı iş birliği kurdu.
  • Bölgesel güvenlik anlayışı Balkanlardan sonra doğuda da güçlendirildi. :contentReference[oaicite:14]{index=14}

🟦 Not: Balkan Antantı ile batıda, Sadabat Paktı ile doğuda güvenlik kuşağı oluşturulmak istenmiştir.


Hatay Meselesi (1936-1939)

Atatürk dönemi dış politikasının son büyük meselesi Hatay’dır. Bu sorun, Türkiye’nin hem Misak-ı Millî hassasiyetini hem de barışçı diplomasi becerisini birlikte gösterir.

Sorunun kaynağı

Lozan sonrasında Hatay, Fransa mandası altındaki Suriye sınırları içinde kalmıştı. Türkiye, burada önemli Türk nüfusu bulunduğunu ve bölgenin tarihî, kültürel ve millî bağlarla Türkiye’ye yakın olduğunu savunuyordu. Fransa ise bölgeyi Suriye mandası içinde tutuyordu. :contentReference[oaicite:15]{index=15}

Neden 1930’ların ortasında yeniden gündeme geldi?

Fransa, Suriye’ye bağımsızlık verme hazırlıklarına başlayınca Hatay’ın statüsü de tartışma konusu oldu. Türkiye, Hatay’ın doğrudan Suriye’ye bırakılmasına itiraz etti ve meseleyi uluslararası alana taşıdı.

Türkiye’nin tutumu

  • Türkiye meseleyi savaşla değil diplomasiyle çözmeye çalıştı.
  • Milletler Cemiyeti nezdinde girişimlerde bulundu.
  • Hatay’daki Türk nüfusun haklarını savundu.
  • Bölgenin özel statü kazanması için diplomatik baskı kurdu.

Gelişmeler

  • Hatay’a özel yönetim statüsü tanındı.
  • 1938’de Hatay Devleti kuruldu.
  • 1939’da Hatay Türkiye’ye katıldı.

Önemi

  • Türkiye, diplomasi yoluyla toprak kazanan nadir devlet örneklerinden biri oldu.
  • Misak-ı Millî’ye uygun bir hedef savaşsız biçimde gerçekleştirildi.
  • Atatürk’ün son dönem dış politika hedeflerinden biri başarıya ulaştı.

🟧 Uyarı: Hatay, Atatürk dönemi dış politikasının en parlak örneklerinden biridir; çünkü burada barışçı çözüm, millî hedef ve uluslararası hukuk birlikte işletilmiştir.


Atatürk Dönemi Dış Politikasının Genel Özellikleri

Bütün gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Atatürk dönemi dış politikasının şu temel özellikleri ortaya çıkar:

  • Tam bağımsızlık tavizsiz biçimde korunmuştur.
  • Yayılmacı değil, savunmacı ve barışçı bir çizgi izlenmiştir.
  • Lozan’dan kalan sorunlar mümkün olduğunca diplomasiyle çözülmüştür.
  • Bölgesel güvenlik için iş birlikleri kurulmuştur.
  • Uluslararası hukuk ve kurumlara önem verilmiştir.
  • Büyük devletler arasında dikkatli denge siyaseti yürütülmüştür.
  • Türkiye, komşularıyla düşmanlık değil istikrar aramıştır.

AYT Açısından Özellikle Bilinmesi Gereken Noktalar

Bu konuda en çok karıştırılan yer, olayların “hangi sorunun devamı olduğu” ve “hangi ilkeyi yansıttığı”dır. Bu yüzden şu eşleşmeleri net kurmak gerekir:

  • Musul Sorunu → Lozan’dan kalan mesele, İngiltere ile anlaşmazlık, gerçekçilik
  • Nüfus Mübadelesi → Lozan sonrası Türk-Yunan ilişkileri, yerleşik nüfus sorunu
  • Yabancı okullar → eğitimde egemenlik ve denetim
  • Bozkurt-Lotus → hukukî egemenlik ve bağımsızlık
  • Milletler Cemiyeti → uluslararası saygınlık ve barışçı dış politika
  • Balkan Antantı → batı sınırında güvenlik ve bölgesel iş birliği
  • Montrö → Boğazlar üzerinde egemenliğin güçlenmesi
  • Sadabat Paktı → doğu sınırında güvenlik ve iş birliği
  • Hatay → Misak-ı Millî hassasiyeti + diplomasi + barışçılık

🟦 Not: AYT’de bu konu çoğu zaman “hangi gelişme hangi dış politika ilkesini gösterir?” veya “hangi sorun Lozan’dan sonra çözülmüştür?” mantığıyla sorulur.


Genel Değerlendirme

Atatürk dönemi Türk dış politikası, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin hem bağımsızlığını koruma hem de uluslararası alanda saygın devlet hâline gelme sürecidir. Bu dönemde Türkiye, büyük savaşlardan çıkmış ve yorgun düşmüş bir ülke olmasına rağmen; akılcı, dengeli ve barışçı politika izleyerek çok önemli diplomatik başarılar elde etmiştir. Musul meselesinde gerçekçilik, Montrö’de egemenlik, Balkan ve Sadabat paktlarında güvenlik, Hatay’da ise sabırlı diplomasi öne çıkmıştır.

Bu nedenle Atatürk dönemi dış politikası yalnızca olaylar dizisi olarak değil; tam bağımsızlık, barışçılık ve millî çıkarları dengeleyen bütünlüklü bir devlet politikası olarak görülmelidir.

Konu Navigatörü
Bu kategoride önceki konu yok.
Bu kategoride sonraki konu yok.

Zorunlu çerezler ve siteyi işletmek için kullanılan reklam teknolojileri (Google AdSense) devrededir. İsteğe bağlı analitik çerezleri yalnızca aşağıda kabul ederseniz yüklenir. Çerez politikası · Gizlilik